İdeolojik bahaneler üzerine ölesiye çarpışma tehlikesi içindeyiz. Birbirimizi öldürüyoruz ya da öldürmek üzere tehdit ediyoruz: Kısmen, sanıyorum, gerçeğe biz kendimiz sahip olamayışımız endişesiyle yapıyoruz bunu; başka birileri, değişik bir doktrinle gerçeğe daha çok yaklaşabilir korkusuyla. Bizim tarihimiz, kısmen, uygun düşmeyen efsanelerin birbiriyle ölümüne çarpışmasından ibaret. Eğer seni ikna edemiyorsam, seni öldüreyim. Bu, senin fikrini değiştirebilir. Gerçeğin tarafımdan algılanışına sen tehdit oluşturuyorsun; özellikle benim kim olduğum ve benim doğamın ne olduğu konusundaki gerçeğe karşı bir tehditsin. Hayatımı bir yalana adamış olabileceğim düşüncesi, alışılmış ve şimdi artık geçerli olmayan —herhangi bir zaman geçerli olmuşsa şayet— bir gerçeğin dış realiteye uymaması, dışındaki gerçekle örtüşmemesi çok acı bir deneyimdir.