İnsanoğlunun ne olması gerektiğini bildiğini sanacak kadar bilgisiz, akılsız ve onları ille de kendi kalıplarına sokmayı amaç edinmiş ailelerce çarpıtılıp yıpratılır çocukların çoğu
İdeolojik bahaneler üzerine ölesiye çarpışma tehlikesi içindeyiz. Birbirimizi öldürüyoruz ya da öldürmek üzere tehdit ediyoruz: Kısmen, sanıyorum, gerçeğe biz kendimiz sahip olamayışımız endişesiyle yapıyoruz bunu; başka birileri, değişik bir doktrinle gerçeğe daha çok yaklaşabilir korkusuyla. Bizim tarihimiz, kısmen, uygun düşmeyen efsanelerin birbiriyle ölümüne çarpışmasından ibaret. Eğer seni ikna edemiyorsam, seni öldüreyim. Bu, senin fikrini değiştirebilir. Gerçeğin tarafımdan algılanışına sen tehdit oluşturuyorsun; özellikle benim kim olduğum ve benim doğamın ne olduğu konusundaki gerçeğe karşı bir tehditsin. Hayatımı bir yalana adamış olabileceğim düşüncesi, alışılmış ve şimdi artık geçerli olmayan —herhangi bir zaman geçerli olmuşsa şayet— bir gerçeğin dış realiteye uymaması, dışındaki gerçekle örtüşmemesi çok acı bir deneyimdir.
Bir memleketin gençliği, aşkın irşatlarıyla Allah’a kadar götüren yolu kalp âleminde aramıyorsa, o memlekette ilk aşkın beşiği olan aile mektebi yok demektir. İstediği kadar evli olsunlar, analar ve babalar aile kuramamışlardır. O memleket, gençliğini kaybetmiştir.
Bir cemaatin içinde yoksullara, sessiz sedasız hizmetten hoşlanan eller nasırlaşmışsa; yetimleri sevindiren bakışlar hırsla —velev ki cennet hırsıyla da olsa— kararmışsa, o cemaatte din mektebi kurulmamış ve yıkılmış demektir. İstediği kadar dualar kubbeleri çınlatsın ve secdeler yerleri sarsın.
Bir şehrin insanları, kalabalığın bulanık dalgasından sık sık kaçarak kırlara, ormanlara ve akarsulara sığınıp da onlarla konuşmaktan hoşlanmıyorlarsa, o şehirde sanat mektebi açılmamış demektir. İstediği kadar sinemalara gidilsin ve ses sahneleri havaları titretsin.
Tekrar edelim; mektep, ruha sunulacak iksirler halinde hakikatler üzerinde yapılan seçimle, alıcı gönüllerin birleştiği yerde vardır.