"Bence sonbaharda hem insanın duygularını kıpırdatan bir canlılık, hem de yalancı duyguların yaşamasına izin vermeyen bir olgunluk var, diriliğini yitirmemiş, ama olgunlaşmış… Bizim gibi… Biz de biraz sonbahara benzemiyor muyuz? Henüz genciz, canlıyız, ama olgunlaştık da."
"Gerçekleşmemiş istekler mezarlığı gibi içim. Gerçekleşmeden ölen isteklerin mezartaşları var içimde. Ne zaman kendi içimde yürüyüşe çıksam ayaklarım bu mezartaşlarına takılıyor, tökezliyorum."
"Herkes aşınmış, köhneleşmişti adeta,
havasını, rengini yitirmişti. Ama yaşamın karnına pençelerini
geçirmişler, korkulan, kuruntuları, batıl inançları, bencillikleri
artmış da artmıştı. Kimileri sınırlı arzularına az çok ulaşmıştı.
Karınları sarkmış, şehvetleri belden aşağıdan çenelerine
vurmuştu. Yaşam kavgası içinde bütün duyguları
üçkâğıtçılığa, alttakileri dolandırrnaya, pamuk, haşhaş ve
buğday mahsulüne ya da çocuk kundağına ve eski nikris
hastalığına yönelmişti."