Kur'an'ın, 'dinleme' çağrısı, bir körü körüne teslim olma çağrısı değildir. Bilakis, kimi zaman bu çağrının hemen ardından gelen akletme, düşünme, tefekkür etme çağrısı gösterir ki, körü körüne teslimiyetlerden kurtulmanın ön şartı, bize yönelik hitabı dinlemektir.
Teklif ağır mı ağır hakikatte, kend'olmak zor mu zor; ama beşerlik düzeyini aşıp insan olmanın haysiyet ve şerefine sahip olmak ancak kend'olma yükünü üstlenmekle mümkün olabiliyor. Beşeriz ve fakat insan olmakla/insan kalmakla mükellefiz. İnsana sunulmuş teklif hakikatte onu özgür -özü gür- kılmaya muteveccih: Yük eğer onu layıkıyla omuzlayabilirsek bizi özgürlestirebilecek. Göğün çekimine uyup teklifle muhatap özneler mı olacağız yoksa balçiga gerileyip beşerlik düzeyinde kalmayi seçerek özneleşme imkanını tepecek miyiz?
İnsanın kendini gerçekleştirmesi, içinde yaşadığı toplumun her alanda ürettiği artı-değerden pay alması, toplumun refahına katılabilmesi ile mümkündür.
İmdi, bundan sonra, dönüp kendimize bakalım: Günaha düştükten sonra, kimin durduğu yerde duruyoruz? İblis gibi işlediğimiz günahı savunuyor muyuz? Yoksa, Âdem misali, günahımızı kabul edip, Rabb-ı Rahimimizden af ve mağfiret mi talep ediyoruz?