Her birimiz için dünyamızla dış dünya arasındaki sınırda ayakta durur ve tehlikeli bir şekilde dengeyi sağlamaya çalışırız. Bu çok rahatsız edici bir durumdur, dengeyi korumayı başaranlar çok azdır.
Sokaklardan sesleniyorum size. Güney Amerika'nın ıssız, sessiz suçlarla dolu sokaklarından. Bir avuç çocuğun ayakta kalma mücadelesini okumaya var mısınız?
Umarım yazdıklarım ve yorumum size bu eseri okumanıza teşvik eder.
Bu sefer ki hikaye kimsesiz çocuklar. Ailesi var olarak gözüken fakat olmayan, farklı sebeplerle sokaklara düşmüş ve bir araya gelmiş oniki ile onaltı yaş arasında oluşan bu çocukların hikayeleri içler acısı.
Ayakta kalmak , yaşamak için kendilerinden büyük insanların kötülüklerine horlamalarına karşı mücadeleyi hiç bırakmayan ve sürekli nefret ve kinle dolu bu çocukların hikayelerini okurken içim acıdı, üzüldüm.
Ve dedim ki; bir anne babanın çocuğuna yaptığı kötülüğü hiç kimse yapamaz.
Doğurmak değil önemli olan insan gibi yetiştirmek, büyütmek topluma kazandırmak. Bu çocuklar o şanslı çocuklardan değil maalesef. Hırsızlıkla, yolsuzluk ve bir sürü suçla yaşamaya mecbur bırakılan depo dedikleri bir yerde çeteleşmiş orda kalan, bu çocukları anlamak yerine ötekileştirip itilen ve hor görülenlerin hikayesini okurken, tekrardan toplumun çocuklarına sahip çıkmamasını, empati kurmayıp, çözüm yolu aramaktan ziyade küçücük çocuklara kin ve nefret beslemek ne kadar doğru?
Bunu her toplum maalesef ki yapıyor. Sokağa düşmüş, çocuğu, genci, yaşlısı tüm yaştan insanları hemen ötekileştirmek sanırım insanlık için en kolay olanı. Görmemek, farketmemek, küçümsemek...
Akıcı, duru ve harika bir çeviri ile yazılmış olan bu eserin sonu da bir o kadar etkileyici..
Okumanızı tavsiye ederim.
Sevgiler