"Ölüm bütün varlıklara aynı gözle bakıyor, yazgılarını birbirinin aynı yapıyor. Ne zengin tanıyor ne yoksul. Ne alçak tanıyor ne yüksek. Kara toprakta insanı, bitkiyi ve hayvanı yan yana yatırıyor. Hunharlar ve cellatlar sadece mezarda terk ediyor zulmü. İşkence görmüyor suçsuz. Ne zalim var ne mazlum. Büyüğü, küçüğü tatlı bir uykuya dalıyor. Bu ne huzurlu ve tatlı bir uykudur ki uyuyanlar sabahın yüzünü görmüyorlar. Yaşam kavgasını, kargaşasını ve çığlığını işitmiyorlar. Yaşamla ilgili dertler, gamlar, acılar ve zulümler için en iyi sığınak. Bitmek tükenmek bilmeyen isteklerin kıvılcımları sönüyor. İnsanoğlunun tüm savaşları, kıyımları, yırtıcılıkları, övüngenlikleri mezarın karanlık, soğuk ve dar toprağında diniyor."
"Bize egemen olan, hayatlarımızı rezillik, utanç, acı ve sıkıntıyla dolduran; doğal, içten ve dostça duygularımızı inciten, bedenlerimizi durmadan yaralayan ve hayatlarımızı acınacak hale getiren bu insan soyu nasıl bir canavar! Dıştan bakılınca bize benziyor; sonunda bizim gibi o da ölüyor. Bu açıdan aramızda fark görünmüyor; ama o sanki tahtadan ve taştan yapılmış, çünkü hiç duygularımız yokmuş gibi kırbaçlıyor bizi..."