Tanrı’nın ikna etmeye çalıştığı zamanın insanlarıydı onlar , helâk olsalar da ne fark eder . Hiç değilse bir lav sağanağı , bir çekirge fırtınası , bir kapanan ve açılan berzahlı sular götürürlerdi önlerinde .
… denmemiş mi zaten insana da “Tanrı’nın sürüsü “ diye işte onlardan biri olmak, en sevdiğin koyunun da sadece onlardan birisi olması ve alınıvermesi zamanı gelince ve ne olursa “Zamanı gelmiş ,” demek güzelce , bilgeliğin de buna sadelikle baş eğiş olması ve az ağlaması diğerlerinden, görmüş geçirmiş olmanın artık ağlayıp akıtacak şeyleri azalmış ve sertleşmiş olmak olması , derin değil de sert , bilen değilde artık sormayan , şaşırmayan ama susan , bilemeyeceği bilgisi ile terbiye edilmiş ve terbiyesinden artık yüzünü acıdan başka yerlere çeviren ve bakmayan , insan değil mi zaten olmakta olanın içine katılan ve bu katıldığı yerde ne ise o olan .
…Rand hiçbir zaman iblislerin insanların bedenlerine girip psikolojilerini bozabileceklerine inanmamıştı . İnandığı tek şey inancın gücüydü ve insan birşeyin kendisini iyileştireceğine yürekten inananırsa , bu çoğu zaman işe yarardı .