E.

E.
Ne yazık ki günümüzde evrimsel değişimler, bir ceylanın bir anda bir ayıya dönüşmesi, bir ördeğin günaşırı sürede bir timsaha dönüşmesi gibi algılanmakta veya bu şekilde bir algının oluşması, art niyetli bir şekilde istenmektedir. Hâlbuki evrimsel değişimler asla bu şekilde gerçekleşmezler. Bu çarpık hayal gücü yetisine dayalı benzetimler, varyasyonları anlayamamaktan kaynaklı sorunlardır. Hiçbir nesil, kendisini oluşturan ebeveynlerden tamamen farklı değildir; ancak arada farklılıklar olduğu kimse tarafından inkâr edilemez. İşte bu göreceli olarak küçük farklılıklar, eğer ki hayatta kalma ve üreme konusunda avantajlar veya dezavantajlar sağlıyorsa, nesiller içerisinde birikerek çoğalabilir ya da giderek yok olabilir. Bu farklılıklarımızı sağlayan genler de, bireyler ile birlikte yok olduğundan veya hayatta kalarak üreme sonucu çoğaldığından, popülasyonun geleceğini belirlerler. İşte bu yüzden tür içerisindeki varyasyonlar çok değerlidir. Net bir şekilde belirtebiliriz ki varyasyonlar, evrimsel sürecin ham maddesidir.
Bilim
Reklam
Evrimden söz edebilmek için mutlaka, en azından 1 neslin geçmesi gerekir. Kaldı ki çoğu gözlenebilir evrimsel değişimler (makroevrim), ortalama 1000 nesil gibi uzun süreçlerde gerçekleşir. Dolayısıyla Evrimsel Biyoloji’yi anlamak için, “nesil” kavramını anlamak gerekir.
Bilim
Günümüzde, ne yazık ki evrimsel değişimlerle ilgili olarak yanlış bir algı yaratılmaya çalışılmaktadır. Bir türün kendi ömrü içerisinde geçirdiği değişimleri (ki bunlara “gelişim” diyoruz ve “Gelişim Biyolojisi” denen alanda inceleniyorlar), evrimsel biyologlar “evrimleşme” olarak değerlendiriyorlarmış gibi lanse edilmektedir. Ayrıca, yine kasıtlı ve art niyetli olarak evrimleşme, bir ceylanın bir anda bir ayıya dönüşmesi gibi çarpık bir hayal gücüyle anlatılmaya çalışılmaktadır. Hâlbuki Evrimsel Biyoloji’nin bu tip iddiaları hiçbir zaman olmamıştır ve olmayacaktır. Bir türün herhangi bir bireyinin, kendi ömrü içerisinde geçirdiği değişimlerin hiçbiri evrim değildir! Ayrıca evrim, bir türün kendisine hiç benzemeyen bir diğer türe bir anda dönüşmesi de demek değildir.
Bilim
Son birkaç yüz yıldır bu türleri teşhis etmeye çalışıyoruz ve binlerce, on binlerce bilim insanı bu uğurda ömürlerini harcıyor. Buna rağmen bugüne kadar tanımladığımız tür sayısı, tanımladığımız prokaryotları bile sayarsak 1-2 milyon civarında. Yani doğada bulunan canlıların sadece yüzde 1 veya 2’si kadar ufacık bir kısmını biliyoruz. Dahası da var…Yapılan hesaplamalara göre günümüzde yaşamını sürdüren bütün türlerin sayısı, Dünya üzerinde şimdiye kadar yaşayıp yok olmuş bütün türlerin sayısının %1’i civarında. Bu da Dünya üzerinde 10 milyar civarı türün var olup, bunların evrimsel süreç içerisinde %99’unun yok olduğu anlamına geliyor.
Bilim
Doğada inanılmaz bir çeşitlilik görmekteyiz. Bilim insanları, doğada, sadece şu anda var olan türlerin sayısının 100 milyondan fazla olduğunu tahmin etmektedirler. Bu sayı, prokaryotlar olarak anılan göreceli olarak daha basit yapılı ve zarlı organellere sahip olmayan canlılar işin içine katılırsa ortaya çıkan sayıdır. Eğer onları göz ardı edersek, ökaryotlar olarak adlandırdığımız daha gelişmiş, çekirdekli ve zarla çevrili organelli hücre yapısına sahip canlıların tür bazındaki sayılarının 10-12 milyon civarında olduğu düşünülmektedir.
Bilim
Reklam