Hızlı, sade ve rahat okunan bi kitaptı. Üç kuşak birlikte yaşayan kadınlardan en son jenerasyon Şehnaz’ın hayatı, annesinin uyurgezerliği gibi görünen durumun ardındaki aile sırrını ortaya çıkmasıyla sarsılıyor. Aile travması ve kuşak aktarımı, anneden kıza geçen duygular, nefretler, bağımlılıklar Şehnazın hayatında gölge gibi peşindeyken “Annem annesinden nefret etti, ben de annemden mi?” sorusu aile ilişkilerini kafasında hep asılı bırakıyo. Romanda Şehnazın aşk hikâyesi de klasik değil. Üniversitedeki hocasının sevgilisi olarak ömrünü ona adaması daha çok kaybolma ve kendini yok saymasını aslında onun iç boşluğunu doldurma çabası olarak gördüm. Yani aşk burada olması gerektiği gibi iyileştiren değil, onu çok hırpalayan ve daha da yaralayan bir şey. Bu aşk üçgeni hatta zaman zaman dörtgen bile olurken E nin karısı Eyşan‘ın da yüzeysel kaldığını düşünüyordum. Bu kadar güçlü bir karakterin ikinci kadına sessiz kalması kafamdaki imajı tamamlamıyo bu durum biraz okuyucuya bırakılıyo. Eyşanın aksine Şehnazın ikinci kadın olması annesiyle sağlıklı bir bağ kuramaması babasının bebekken kaybı gibi içinde hep bir eksiklik hissiyle açıklanabilir. Bu boşluğu da aşkla doldurmaya çalışıyor. Ama bu aşk iyileştirmiyor aksine onu daha da kırılgan yapıyor. Şehnaz da sevdiği için bağlı değil, bağlandığı için seviyor E yi bence. Bu yüzden kopamıyor. Yazarın “insan kendine ne kadar değer veriyorsa, o kadar sevilir.” sözü de tasdikliyor. Şehnaz kendini ikinci plana koyduğu için hayat da onu ikinci plana koyuyor Şehnaz’ın annesi de kendi hayatında eksik ve kırgın bir kadın ve Şehnaz farkında olmadan aynı kaderi tekrar ediyor. Bu tam olarak kitabın da ana fikri.Yaşanmamış, çözülmemiş ne varsa tekrar eder. Şehnaz’ın hayatındaki sorunlar bu kadar da değil. Unutamama hali onun günlük hayat