Ufak Not:Yazacaklarımın tamamı olay örgüsü üzerinden olacak.Kitabı okumak isteyen,spoilerdan rahatsız olanlara duyurulur :)
Çoğunlukla kitapları “akıcı, sürükleyici, güzel betimlemeli” gibi tabirlerle anlatmaktan pek hoşlanmam. Fakat bu kitap, okumayı sevmeyene okumayı sevdirecek denli sürükleyici ve kendine bağlayıcı bir metindi.Sanatlı diline rağmen müthiş akıcı; durağan atmosferine rağmen içine bir çırpıda girip uzun süre kalabileceğiniz kadar içten ve sizden,bizden bir kitaptı.
Kerem, Nişantaşı’ndaki Şekercizade Apartmanı’nda bir antika veya eskici dükkânı işletir.Bu meslek ona babadan kalmıştır,yani kendisi bir eskici oğlu eskicidir.Bu yüzden burslu olarak okuduğu kolejde kendisini hep yetersiz ve dışlanmış hisseder,oraya bir türlü ayak uyduramaz ve arkadaşlarının gözünde yalnızca bir eskicinin oğlu olduğuna inanır. Dükkân ise aslında ölmüş olan yaşlı Yahudi’ye aittir.Yaşlı Yahudi, Kerem’e kolejde okuması için burs veren kişidir ve Kerem’in zihninde çok büyük yer kapladığından,hikâye boyunca gölge gibi sürekli karşımıza çıkar.
“Söyle bakalım Kerem… sütü bozuk.”
“Cibiliyetsiz.”
“İğrenç.”
“Kerih!”
“Afferim…”
Kitap,bu tür diyaloglarla doludur ve Kerem ile Yahudi arasındaki iletişim sürekli devam eder. Kerem ondan birçok şey öğrenmiştir ve çocukluğunda da onu pek sever. Hatta ölmesinden öyle etkilenmiştir ki, şimdi de her hafta onun gömülüşü, mezarı kâbuslarına girer. Buna rağmen Kerem, Yaşlı Yahudi’nin ismini bile hatırlamakta zorlanır. Adam iyi,hayırsever biri de olsa Kerem’in zihninde “yalnızca yaşlı bir Yahudi” olarak kalır. Belki de onu asıl rahatsız eden, komşularının Yahudi’nin ölümünden Kerem’in ailesini sorumlu tutması, tüm varlığının Kerem’e kaldığı için adamı öldürdüklerini düşündüklerini sezmesidir.Ve aslında bu konuda pek de yanılmaz,zira metnin ve