Şu öyküseviciliğimi ne yapacağım bilmiyorum. Kısa öykülerin o kocaman dünyasını, Şermin Yaşar okurken hissettiğim o tanıdık duyguyu Melisa Kesmez'in Nohut Oda kitabında da buldum. Kitap, küçücük odalara ve sıradan anlara aslında ne kadar büyük vedalar, taşınmalar ve çocukluk sızıları sığdığını anlatıyor. Melisa Kesmez de tıpkı Şermin Yaşar gibi en basit detaydan en derin duyguyu yakalamayı başarmış. Az sözle çok şey anlatan, kalbi yormayan ama ruhun en ince yerine dokunan bu öyküler; insana bittiğinde uzun uzun düşündüren o tatlı melankoliyi bırakıyor. Eğer siz de evine, geçmişine ve anılarına sımsıkı sarılanlardansanız, bu kitap tam size göre.
Böyle kitap önerileriniz varsa yazabilirsiniz.
Kitapla kalın...
Dostoyevski’nin kaleme aldığı ilk romanı İnsancıklar , yazarın ilerideki başyapıtlarında hissettiğimiz o ağır felsefi doku henüz tam olgunlaşmamış olsa da, derin sosyolojik ve psikolojik analizleriyle bir Rus edebiyatı tadı veriyor. Eser, mektup-roman tekniğini kullanılarak yazılmış. Yaşlı katip Makar Devuşkin ile öksüz Varvara Dobroselova'nın mahrem dünyasına, onların geçmişine ve gelecek kaygılarına, utançlarına yakından şahit oluyoruz. Romanın temel taşı olan yoksulluk teması, sadece bir maddi yetersizlik değil, tüm trajedilerin ana sebebi ve karakterlerin kaderini belirleyen bir güç olarak karşımıza çıkıyor. Yere batsın bu yoksulluk diyoruz okurken. Makar Devuşkin en yoksul "insancıkların" bile kırılgan bir gurura sahip olduğunu anlatır; devlet dairesinde çalışmasına rağmen parasızlık peşini bırakmaz. Yoksulluğunu da en iyi anlatan şey ise çizmesindeki delikler ve tek ipliğe tutunan ceketindeki düğmeleridir. Varvara sıkışmış bir haldedir. İki karakterin bu sefalet ve dışlanmışlık içinde birbirlerine yazdıkları mektuplar, hayata tutunmak için birbirlerinin ruhuna sığınma çabasıdır. Sadece yoksulluğun etkilerini bu iki karakter üzerinde görmüyoruz. Birkaç yan karakterde de bu etkiler iyi işlenmiş.
Kısa bir kitap olduğu için bir şans verilebilir.
İyi okumalar.