Bazı kitaplar vardır, sizinle kurduğu bağı kimseyle kuramayacağını düşünürsünüz. İşte öyle bir şey…
Ulusal kitap vakfı tarafından 35 yaş altı en iyi 5 yazar arasında gösterilen yazarımızın ilk kitabıymış. Ama nasıl bir ilk kitap… ‘90 doğumlu yazar, gerçekten harikalar yaratmış. Öyle göründüğü gibi genç yetişkin romanı değil sakın öyle sanmayın zira arka kapak yazısını okuduğunuzda öyle sanmanız çok normal ama değil, hiç değil! -Hem de nasıl akıcı hiç sormayın- Bundan böyle bu genç yazarın eteklerinde dolanan bir takipçiyim herkes bilsin.
Benim için unutulmayacak bir kitap karakteri oldu Nadia, ah Nadia… O kadar bendi ki. Doğru ya da yanlış bütün seçimleriyle, kararlarıyla, gittiği ya da döndüğü bütün yollarla, o kadar bendi ki… Ben Nadia oldum, Nadia ben oldu. Karıştık birbirimize. Söylediği her sözü, yaptığı bilinçli ya da bilinçsiz her hareketi -istisnasız hepsini- düşünmeden yapardım muhakkak. Onu benim kadar anlayabilir misiniz bilmem ama bu kitabı yıllarca şöyle tarif edeceğim hep; -okudum ve artık içimde büyük bir boşluk var. Tam olarak içimin neresinde algılayamadığım.- İşte böyle.
Bu kitabı psk.okuyor canım Başakcığım olmasaydı asla okumaz, keşfedemezdim. Onun önerilerine gözüm kapalı güveniyorum. Çünkü harika bir okur! Çok ama çok teşekkür ederim! ️
Aklımda hiç ama hiç Ethem Baran’la tanışmak yoktu. Okuma listemde falan da yoktu ne yalan söyleyeyim… “Güzelliğini gördükçe ağlayasım geliyor” benim çok sık kullandığım bir cümledir. Bu cümleyi görür görmez kitabı almaya karar verdim. Evet evet, tam olarak kitabın isminden dolayı aldım. Gördüğüm an kalbimden ılık ılık nehirler aktı, kitabın isminde anlattığı bu hissi yaşadığım ve bu cümleyi çok sık kullandığım için, birden bire açıklanamaz bir bağ oluştu kitapla aramda. Kapağının naifliği, güzelliği de pek tabii kitaba sarılmamı sağladı. Dedim evet, bu kitap, benim okumam için yazılmış. İlk defa bir kitabı böyle bir yolla görüp aldım. Pişman mıyım? Saçmalama! Ethem Baran’la birbirimizi çok ama çok sevdik️
Gelelim kitaba; öyle güzeldi ki, “güzelliğini gördükçe ağlayasım geldi.” İçerisinde ki ilk iki öykü birbiriyle bağlantılı ve muhteşemdi. Yitip giden gençliği, en saf gençlik aşklarını, aile, özellikle “baba” sorunlarını, “cemaat sohbetlerini(!)”, edebiyata verilen değeri(!) ve buna benzer sorunları işleyen öyküler vardı içinde, her biri diğerinden güzel olan. Okuduğunuza asla pişman olmayacağınız ve iyi ki diyeceğiniz öyküler. Çok güzeller.
Sahi, sizin de hiç “güzelliğini gördükçe ağlayasım geliyor” dediğiniz biri oldu mu?