“ben aşık olmayı isterdim” der Colin. “sen aşık olmayı isterdin. O aynı şeyi isterdi (aşık olmak). Biz, siz, isteriz, olmak isterseiz, onlar da aynı şekilde aşık olmak isterler”.
Çoğu kişi aşka aşık olur zaten. Aşık oldukları zaman hissettikleridir onları ayakta tutan, aşık oldukları ya da en azından öyle zannettikleri kişi değil. Ama Colin ve Alise için aynı şeyler geçerli değildir. Daha önce tanışıp birbirlerine aşık olmuş olmamaktan yakınırlar bir yandan ama bu mümkün değildir. Çünkü Colin Chloe’ye, Alise ise Chick’e derin bir tutkuyla bağlanmıştır.
Diğer andan Chick, onu tüm yokluğuna ve umarsızlığına rağmen seven Alise’i terk ederken; Colin ise, hastalığı nedeniyle ölüme yakınlaşan Chloe’yi biraz olsun iyi hissettirebilmek adına Chloe’nin odasını çiçeklerle donatabilmek için elindeki her şeyini feda etmekten çekinmez.
Colin, fazla güzel bulduğu pastayı kesmeye kıyamayarak beklemeye karar verir. Chick’e göre ise, beklemek minör dizideki bir prelüddür. Sonunda Chick’in büyük bir cesaret ile kestiği pastanın içinden ise Vian’ın sözleriyle Chick için Partre’ın yeni bir makalesi, Colin için de Chloe’yle bir randevu çıkar. Daha düğün öncesinden “Chloe için bir sürü çiçek istiyorum” diyen romantik Colin’in kaderi sanki çoktan yazılmıştır. Colin tarafından ilk ve son kez tasfir edilen çiçekçi kız ise genç ve narindir, elleri kırmızıdır ve çiçekleri çok sevmektedir.
Ahh, Chloe ise nasıl güzel bir isimdir! Duke Ellington parçasıdır, karakter de o kadar zariftir ki, vücudu hastalıkla kaplandığında bile içinde nilüferler açmaktadır. Ellington bluesunun sureti gibidir hüznüyle, acısıyla. Hastalığı ilerledikçe ve filizlenen yeni çiçekler ile akciğerleri kaplandıkça Chloe’nin odası da boyut değiştirmekte ve giderek basıklaşmaktadır. Böyle bir hayatı hak etmez Chloe kesinlikle