Sürgünler arasında en ilginç durum olan ve o konuda anlatıcının belki en elverişli durumda bulunduğu sevgililerden daha açık bir biçimde söz etmek gerekirse, aralarına pişmanlığı da katmamız gereken daha başka iç sıkıntıları çektiklerini belirtmemiz gerek. Gerçekten de bu durum, onların kendi duygularını bir tür ateşli nesnellikle gözlemlemelerini sağlıyordu. Ve bu fırsatlar karşısında kendi güçsüzlüklerini açıklıkla görmemeleri çok enderdi. Uzaktaki kişinin yaptıkları ve davranışlarını tam olarak düşünmekte zorlanmaları ilk fırsatı veriyordu onlara. O zaman, o kişinin zamanını iyi' değerlendirmemiş olmalarına yanıyorlardı; onun zamanıyla ilgili daha iyi bilgi edinmekte ihmalci davrandıklarından, seven kişi için sevilenin zamanını nasıl değerlendirdiğinin tüm keyiflerin kaynağı olmadığına inanmış gibi yapmaktan ötürü kendilerini suçluyorlardı. Ve o andan başlayarak aşklarının derinine gitmek ve kusurlu yanlarını incelemek onlar için kolaylaşıyordu. Normal zamanda, bilinçli ya da değil, kendini aşamayacak aşkın olmadığını hepimiz biliyorduk, yine de az ya da çok, belli bir dinginlikle, kendi aşkımızın orta karar olduğunu kabulleniyorduk. Ancak anı daha titizdir. Ve çok tutarlı bir biçimde, bize dıştan gelen ve tüm bir kenti vuran bu talihsizlik, bizi öfkeye boğabilecek haksız bir acı getirmekle kalmıyordu. Aynı zamanda, kendi kendimize acı çekmemizi sağlıyor ve böylece bizi acıyı kabullenmeye itiyordu. İşte bu da hastalığın dikkati başka yöne çekme ve işleri karıştırma yollarından biriydi.