kaybolmak,
delirmek,
o kadar da kötü
değildir
öyleysen:
kayıtsız.
New Orleans bu fırsatı tanıdı
bana.
kimse adımla seslenmedi
bana orada.
telefon yoktu,
iş yoktu,
hiçbir şey
yoktu.
ben
fareler
ve gençliğim,
bir zamanlar
hiçliğin içinde bile
yapılacak değil
sadece bilinecek bir şeyin
kutlanışı olduğunu
biliyordum.
bazen hâlâ düşünüyorum son noktayı koymayı; havagazı,
19. kat penceresi, bir saatte dört şişe viski
ya da saatte 130'la betona dalmak.
intiharı ilk düşündüğümde 13 yaşındaydım ve
başarısızlıklarla dolu hayatımda
o günden beri benimle: bazen öylesine
geçirirdim aklımdan, küçük
provalar,
ama bazen de deli gibi
isterdim kendimi öldürmeyi.
ama, şimdi, tamamen delice olmuyor artık, sinemaya gitmekle yeni bir çift ayakkabı almak arasında
seçim yapmak gibi bir şey
daha çok.
hatta yıllar geçtikçe
intihar düşüncesi kaybolur
neredeyse.
sonra,
birden,
canlanır:
hey, güzelim, bir kez daha
deneyelim, gibisinden.
geldiğinde de kendini
hissettirir,
beyinde değil o kadar (eskiden olduğu
gibi) ama tuhaftır, garip yerlerde,
ensende mesela, ya da çenenin altında
bir noktada,
Hangimizin cennete gideceğini de ne kadar iyi kalpli olduğumuz belirler gibi geliyor bana. Rüşvetin, yolsuzluğun en büyüğünü yapıp hacda gezenlerden önceliği olur cennette iyilerin.