Canım Arkadaşım Merhaba!
Canım Arkadaşım kitabını yazarı İçin almıştım ve kitabın başında neler olduğunu pek kavrayamadım. Ancak daha sonraları biri zengin diğeri ise bu yaşına rağmen fabrika işçisi olarak çalışmak zorunda kalan bu iki kızın bulundukları konumun getirdiği zorluklarla mücadele etmekte zorlandığını ve bir araya geldikleri takdirde birbirlerini bir yapboz parçası gibi tamamlayacaklarını anladım. Zaten benim için bu kitap bu noktada başladı. Birinin diğerinden üstünlüğünün olmadığını ve zenginliğin de en az fakirlik kadar acı olduğunu fark ettiğimde...
İki karakterin birbirlerine karşı uyum içinde olmaları için yazılmış bir diğer ayrıntı ise benim en çok hoşuma giden noktalardan biri oldu: isimleri...
Birinin adı Taiyang ve Çincede Güneş anlamına geliyor. Bir diğerinin ise Yue ve onun anlamı ise Ay. Zaten yan yana geldiklerinde bir gece ile bir gündüz kadar hem zıt hemde uyumlu iki karakterin ismine önemli bir ayrıntı olarak yer verilmiş.
Farklılığın arkadaşlığa engel olduğuna inan Yue ve onu bu fikirden vazgeçirmek için uğraşan Taiyang "Arkadaş" olma çabası içine girdiklerinde çıktıkları yol ve bu "farklılık" engelini koyan ve insanları belli sınırların içine mahpus eden karamsar düşünce en az aile yaşamları kadar engel oluyor onlara. Ama arkasını kollayacağına söz verdiği arkadaşı için her gün fabrikaya gelen Taiyang bu engelleri umursamıyor. Ve umursamamayı da öğretiyor tüm bilmeyenlere...
Kitabı anladığınız andan itibaren arkadaşlık için yapılan fedakarlıkların insanların koyduğu yazısız kanunların ve iki insanı bir araya getirenin ne olduğunu çok daha iyi anlamaya başlıyorsunuz. Spoiler vermek istemiyorum bu yüzden sonunu söylemeyeceğim ama sizi bekleyen son için hazırlıklı olmanızı tavsiye ederim.
Özgür Balpınar'ın akıcı bir üslupla ve etkileyici bir
Yue, "Bu Taiyang," diyerek beni ailesine takdim etti. "İsmi dilimizde Güneş'i ifade etse de, kendisi şu an üşüyor. Yağmurda ıslanan bir Güneş'ı kurutmaya getirdim size."
Bir pencere size belki de dünyanın en güzel manzarasını gösterebilir fakat bu görme kabiliyetini sunan, evin içindeki manzarada başka bir şey değildir.
Evin içinde huzurunuz, neşeniz, mutluluğunuz yoksa en parıltılı manzaralar dahi sönük görünmez mi?