Yazar, kendi gazetesi olan Mizan’da Leyla ile Mecnun gibi sadece karakterlerin değiştiği birbirine benzer yazılan eserleri ve caiz olmayan tasvirlerin yer aldığı romanları eleştirir bir yazı yazıyor. Kendisine gelen cevaplar “daha iyisini sen yap” mihfalinde olunca da “hikaye tertip etmek için A. Dumas olmak gerekmez” deyip bu eseri kaleme alıyor.
Kendisinin de belirttiği üzere eser sanat amacı gütmüyor, tamamen konuya, verilmek istenen mesaja odaklanıyor.
Osmanlıcılık ve İslamcılık düşüncelerinin temel alındığı otobiyografik özellikler taşıyan eserde yazar, toplumdaki ve devlet düzenindeki bozulmalara dikkat çekiyor. Dönemin sosyal yapısına büyük eleştirilerde bulunuyor. Halkın İslam ahlakından kopmasını, yabancı devletlerin kültürünün etkisinde kalmasını, devlet dairelerinin liyakatsız insanlarla doldurulmasını, “şeyh”lerin dahi işlerini torpille yürütüyor olmasını idealist bir doktor olan Mansur ve kendini eğitmiş olan Zehra’yı kullanarak eleştiriyor.
“Milli ahlakımıza yazık değil mi? Cihanın dillerinde destan olan milletimizin ar ve namusu nerede?” S-92
“Resmî dairede imaret olmaz. Şunu bunu hoşnut etmek için lüzumu olmayan bir adam resmî daireye alınamaz.” S-194
Bu bozulmalara dikkat çekmenin yanında çözüm için ısrarla vurguladığı konu ise “eğitim”. Zaten eser karakterlerinde (kadın-erkek ayırmaksızın) eğitimli/ eğitimsiz arasındaki farkı gösterecek şekilde yazılmış.
“Her şey mekteplerin bir an önce kurulup açılmasını gerektiriyor.” S-194