Tarihi hadiseler, yapıları itibari ile hem kendi dönemlerini hem de kendisinden sonra gelen dönemlerin seyrini değiştirmeleri açısından dikkate değerdir. Toplumların tarihinde mit haline gelen hadiseler, güncel siyasi- sosyal olayların açıklanması için sözlük görevi görmektedir. Nitekim tarihi akış içerisinde konumlanan karakterlerin, kendilerinden sonra gelen tarih yazıcıları tarafından mutlak doğruların içerisine hapsedilmeleri tarihin okunması açısından son derece zararlıdır. Popülist tarih yazımı, bireyi kendi kimliğinden kopararak akış içerisindeki bir nesneye indirger. Nesneleşen birey, insan olmanın getirdiği hasletlerden sıyrılarak bir eşya hükmünü kazanır. Bu nesneleşme eşyanın tabiatı icabı katı, değişmez doğruların içerisinde yeni bir hüküm kazanarak insani duygulardan arındırılır. Bu noktadan itibaren duvarların arkasını görmek zorlaşır, anlamsızlaşır.
19.yy’da Osmanlı devleti içerisinde bulunduğu darboğazdan kurtulmak için çeşitli arayışlara girmiş, siyasi ve toplumsal hayatı ilgilendiren reformlar yapmaya çalışmıştır. Osmanlı devletinin içerisinde bulunduğu yönetimsel problemler, bozulan ekonomi, kaybedilen savaşlar gibi nedenlerden dolayı, kimlik bunalımı meydana gelmiştir. Tanzimat ve ıslahat gibi yenileşme cabaları toplum tarafından benimsenmemiş ve siyasi atmosferin boğuculuğu içerisinde kaybolup gitmiştir. Toplumsal sorunların giderek büyümesi ve Osmanlı yönetimi altından bulunan azınlıkların bire birer bağımsızlıklarını kazanması, yenileşme hareketlerinin daha radikal olması gerektiğini düşünen aydınları harekete geçirmiştir. Mizan, Meşveret gibi gazeteler etrafından toplanan ali Suavı, Namık kemal, Ahmet Cevdet Paşa, Prens Sebahaddin, Osmanlın kurtuluşunun meşruti bir yönetimle, azınlıkların yönetime katılımı ve ortak bir Osmanlılık ideali ile