“…ince, utanç dolu, içtenlikli duygulardan, ikide bir kafama üşüşen o narin sevgi düşüncelerinden korkuyordum.
En çok eksikliğini çektiğim bir şey varsa o da bir dosttu.”
“Sana kadar geldim, sen o kadar iyiydin ki, önünde diz çöktüm, sanki buna hakkım varmış gibi, yüzümü ellerine dayadım, o kadar mutlu, o kadar gururlu, o kadar özgür, o kadar güçlü, o kadar evimdeydim ki; tekrar tekrar bu his: o kadar evimdeydim ki -fakat aslında sadece bir hayvandım, ormana aittim, yalnızca senin lütfunla burada açık havada yaşıyordum, bilmeden kaderimi senin gözlerinden okudum.”
“Belki en çok seni sevdiğimi söylediğimde de söz konusu olan gerçekten sevgi değil; sevgi, senin içimde çevirip durduğum bıçak olman.
Bu arada, sen kendin söylüyorsun ‘nemáte sily milovat’* diye; ‘hayvan’la ‘insan’ı ayırt etmek için yeterli değil mi bu?”