Sadece kendisi için değil, kocası için de duyguları ifade etme işlevini üstlenen kadın, sonunda ya isterik davranır ya da mantıksız. “Duygu işini” karısına bırakan erkek ise benliğinin bu önemli parçasıyla ilişkisini kaybeder ve kendi duygusal kaynaklarına gereksinim duyduğunda böyle bir şeyin kalmamış olduğunu görebilir.
Eski kavgaları yinelemek, bizi değişim yarattığımızda yaşayacağımız huzursuzluklardan koruyor. Etkisiz kavgalar, daha büyük bir açıklığa ulaşmanın tehdit edici hale gelmesi durumunda, saatleri durdurabilmemizi sağlıyor. Kimi zaman tıkanmışlık, tıkanmışlıktan kurtulmanın güvenli olduğundan emin olana dek gereksinim duyduğumuz şeydir.
İlişkide yeterince “biz” yoksa ne olur? Sonuç, “duygusal boşanma” olabilir. İki insan, kişisel duygu ya da deneyimlerini paylaşmadıkları, boş kabuğa dönüşmüş bir evliliğin içinde, birbirlerinden soyutlanmış ve yalnız kalırlar. “Ayrılık gücü”  egemen olduğunda taraflardan biri ya da her ikisi de “Sana ihtiyacım yok” tutumunu takınır; oysa bu hiç de özerk bir konum değildir. İlişkide belki kavga az yaşanır ama yakınlık da o denli azdır.