Olgun görünen ama iç dünyasında bir türlü büyüyemeyen bir Yusuf vardı kitapta.Yusuf' un kendi kendine düşündükleri olsun, hareketlerindeki çocukluk olsun, aslında hep ne yapacağını bilmeyen, etrafını sorgulayan ve bir yol gösterene ihtiyaç duyan bir çocuk gibiydi. Ben Muazzez'e evlenecek kadar bile aşık olmadığını hissettim. Onu kaçırması bile tamamen kaybetme korkusundan dolayı bir hareketti. Küçükken gördükleri ve yaşadıkları, onu bu kadar kendine ve etrafına yabancı yaptı.
Salahattin Bey bir yerde "eski mert, cesur ve kafasına göre hareket eden Yusuf'u özlediğini" söylemişti. Yusuf'un artık değişmesinin sebebi üstünü örttüğü, göz ardı ettiği kendisini fark etmesi ve görmesi sebebi ileydi. Zamanla baş gösteren gerçeklikler, duygu ve düşünceleri onu konfor alanından mahrum etti ve tepetaklak oldu. Bilmiyorum aslında Yusuf hakkında daha çok yazmak isterdim ama uzun olacak. Tüm bunların dışında hiçbir zaman bir aile evi olmadı sanki evleri. Soğuktu. Herkes kendi halinde, kendi dünyasında gibiydi. O bölgedeki insanlarda da bir sorumsuzluk ve ciddiyetsizlik hakimdi. Herkes üç beş kuruş için kolayca konuşuyor veya susuyordu. Hele Salahattin Bey öldükten sonraki dönemde Yusuf'un bu kadar güçsüz ve kendinde olmayışı beni çok üzdü. Bir defa Muazzez ona "Yusuf sen de böyle yaparsan bize ne hal olur" gibi bir şey söylemişti. Yusuf kendine bir türlü gelemeyince aile efradı da halden hale girdi.