Kendi hesabıma kitabımın çok satan olmasını kendi başarım ve kazancım olmaktan çok çağımızın sefaleti olarak görüyorum: Yüz binlerce insan, adı hayatta anlam bulma arayışına ilişkin bir şeyler vadeden bir kitabı alıyorsa, bu sorunu saç diplerine kadar hissediyor demektir.
Proust da yazma uğruna eziyeti besler. Proust'un hayatı çocukluğundan başlayarak hastalıklarla geçmişti. Şiddetli astım nöbetleri hayatı boyunca canını yakmıştı. Ölümünden birkaç yıl önce bir mektubunda şöyle yazar: “Her ne kadar özellikle de son aylarda tasamın ayrılmaz eşlikçisi olan böylesi katlanılmaz fiziksel acıları çekiyor olmak canımı sıkıyorsa da bunlara, çektiğim acılara düşkünüm ve bunları yitirme düşüncesinden nefret ediyorum.”
Acı Proust'un kalemine yön verir.
Pandemi döneminde neoliberal çalışma kampının adı “home office”tir: evde çalışma. Onu despotik yönetimlerin çalışma kamplarından ayırt eden sadece sağlık ideolojisi ve kendini sömürme şeklindeki paradoksal özgürlüktür.