İncelemeye geçmeden evvel kitapla ilgili görüşlerimi ifade etmek isterim. Kitabımızın okuyunca çok az olay barındırdığını, betimlemelerin ağırlıklı olduğunu görüyoruz. Durum hikayesi okuyamayan kişilere önermem, sıkıcı gelebilir. Okuyunca size ne oldu hissinden ziyade ne hissettim dedirten cinsten bir kitap. Dili sade, anlaşılır ve kısa bir kitap. Yer yer bana da akıcı gelmediği zamanlar oldu, yazardan okuduğum ikinci kitap. İlk okuduğum kitabı "Altıncı Koğuş" olmuştu. Edebi açıdan değerlendirecek olursam bu kitap yanında benim için sönük kaldı naçizane. Ama kendi içinde değerlendirip, duygusal açıdan yaklaştığımda etkilendiğim noktalar olduğunu söyleyebilirim. Büyük beklentilerle okumayı düşünen varsa pek tavsiye etmem.
Biraz da yazarın kendisine değinmek isterim. Kitabı okumadan önce ne türde yazdığını, dünyada Çehov (durum) tarzı hikayeciliğin kurucusu olması dışında pek bir şey bilmiyordum ama biraz araştırıp edindiğim bilgileri burada da paylaşayım. Yazarımız, dünyada tiyatro-öyküleriyle nam salmış, gerçekçilikten modernizme geçişin temsilcisi olmuş (Dış dünyadan iç dünyaya geçiş) Rus yazardır. Bu kitabını okurken de hissettiren yazar; ellerinden bir şey gelmeyen, gündelik yaşamın içinde var olan insanların çaresizliğini, boyun eğişini anlatmıştır. Tolstoycu dünya görüşünü benimsemiştir. Peki bu görüş nedir? Tolstoy'un okurken de hissederiz, kitaplarını ahlak, vicdan ve yaşam felsefesi üzerine kurmasıdır. Bu yaşam felsefesini ben en çok Anna Karenina, diriliş ve İvan İlyiç'in ölümünde hissetmiştim. Din Nedir? kitabını da okuyunca ahlaka bakış açısını öğreniyor ve eserlerinde yer verme şekli okuyucu da daha net oturuyor naçizane. Tolstoy'un eserlerinde aristokrasiyi eleştirdiğini, köylü yaşamını ve emeği yücelttiğini görüyoruz. Bu kitabı okurken de alttan alta