Ne kap, ne kacak; gönül dolusunca yaşıyorum. Zamanı hep yatay sanırlar. Ben geçmişte yokum, gelecekte de yokum, şimdi dikine varım, yükselmesine sonsuz, derinlemesine sonsuz...
Makas kanatlı kırlangıçlar, onlar da birer hız parçasıdır. Mavileri kırptıkça maviler harıl harıl yağıyor. Ta uzakta ovada, arpa mı, buğday mı, çavdar mı, yemyeşil bir derya. Rüzgâr sağnak sağnak yayılırken yeşiller üzerinde hareler yürütüyor; rüzgârlı otların içinde oraklar şimşek gibi çakıyor güneşte.
Çok tuhaftır, fakat insanın üzülme yeteneğinin bir sınırı vardır.. Belki de büyük kederler, bir taraftan insanı acıtırken, bir taraftan da duygularını uyuşturuyordu, ateş bile insanı bir sınıra dek yakar, o sınırı aşan ateş şu beyaz ateş dedikleri, artık insanı yakmaz. İnsanın üzülme yeteneğinin sınırı aşıldı mıydı, ne eklenirse eklensin artık koymuyordu, vız geliyordu.