işçi sınıfı erkeği bedensel işgörme kapasitesi olarak temsil edilirken "sermaye"i yönetecek erkek "akla dayalı yetenekler" sahibi olarak temsil edildi.
erkeklerin yaşamlarına baktığımızda bir erkeğin sahip olduğu "sosyal sermaye" düştükçe aile reisliğine atfettiği değerin arttığını görüyoruz. ekonomik, kültürel, sosyal sermayeleri düşük erkeklerin kendilerini başarılı ve toplumda saygın bir yeri olan erkek olarak görebilmeleri, bir aileyi geçindirip yönetebilmelerine çok bağlı. aile babasına otorite kazandıran şey para kazanabilmesi ve bu sayede toplumun onu "düzgün bir adam" olarak kabul etmesidir.
mülksüz bir erkeği bulduğu her koşulda emeğini satmaya razı hale getiren "sınıf bilinçsizliği" durumu aslında "erkeklik gereği" olarak yaşanır. bir erkek bu sayede "ekmek parası kazanmak" sınavından başarı ile geçerek kendisini erkek olarak topluma kabul ettirebilecek, bir kadına ve çocuklara "sahip olabileceği" bir konuma gelerek "erkek" olabilecektir. bu nokta cinsiyete dayalı iktidar ilişkilerini anlamayı reddeden "sınıf analizcileri"nin atladığı önemli bir noktadır.
"emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan mülksüz erkekler", üzerinde otorite sahibi olacakları bir ailenin geçimini sağlayarak o aileye "reis" olunca toplumda saygın bir statü elde ederler ve bu da en yaygın "erkeklik inşa stratejisi" haline gelmiştir. mülksüz erkeklerin kapitalist piyasada çalışacak bir iş buldukları her koşulda emeklerini satmaya razı olmalarının arkasındaki önemli saiklerden biri, kapitalizmin sınıfsal sömürü ilişkilerine aldırmadan, ancak çalışarak (para kazanarak) sahip olabilecekleri bu "erkek ayrıcalığı"nın peşinden koşmalarıdır.