alt sınıf erkeklerin gözünde baba olmak çok daha kırılgan, riskli ve dolayısıyla başarıldığında getirisi daha fazla olması arzulanan bir konum. işsiz kalma, evi geçindirememe, çocuklarına iyi eğitim verecek kültürel sermaye sahibi bir kadınla evlenememe korkusu, alt sınıf babalarının ailede "terbiye ve düzen sağlama" adı altında, bir tür erkeklik inşa stratejisi geliştirmelerine yol açıyor. ailelerinin terbiye ve düzeninden kendilerini sorumlu sayan erkekler gerektiğinde aile fertlerine ekonomik, duygusal, sembolik şiddet ve bazen fiziksel şiddet uygulama hakkını kendilerinde buluyorlar. çünkü alt sınıf babaların ailenin geçimini sağlamada başarısızlığı demek ailenin dağılması, çocukların okutulmaması, karısının ele muhtaç olması, kızın kötü yola düşmesi, oğlanın serseri olması vb. demek.
"emeğinden başka satacak bir şeyi olmayan mülksüz erkekler", üzerinde otorite sahibi olacakları bir ailenin geçimini sağlayarak o aileye "reis" olunca toplumda saygın bir statü elde ederler ve bu da en yaygın "erkeklik inşa stratejisi" haline gelmiştir. mülksüz erkeklerin kapitalist piyasada çalışacak bir iş buldukları her koşulda emeklerini satmaya razı olmalarının arkasındaki önemli saiklerden biri, kapitalizmin sınıfsal sömürü ilişkilerine aldırmadan, ancak çalışarak (para kazanarak) sahip olabilecekleri bu "erkek ayrıcalığı"nın peşinden koşmalarıdır.
toplumsal cinsiyet ilişkilerinin ilk kez sınıf ilişkileri analizinde dikkate alınması açısından Engels'in devletin, özel mülkiyetin ve ailenin düzeninin birbiriyle ilişkisine işaret eden önemli eserini anlamak gerekir. ayrıca feminist kuramcıların bu konuya verdiği önem ve öncelik de vurgulanmalıdır. örneğin gerda lerner'in ilk mülkiyet/sahiplenme biçimi olarak kadınların erkekler tarafından "mülk edinmeleri" nin tarihsel örneklerine atıfla, kadınların doğurganlıklarına, çocuklarına ve emeklerine el konması ile dünyada ilk yerleşik tarım toplumunda uygarlığın ortaya çıkışı ve "artık ürün" üretimini gerçekleştirmesi arasındaki ilişkiyi çözümleyen çalışmasını hatırlamak gerekir.
dağılma, önce hükümetin devleti yasalara göre yönetmeye başlaması ve devlet gücünü zorla ele geçirmesi ile olur. o zaman önemli bir değişiklik meydana gelir: hükümet değil, devletin kendisi sıkışıp daralır: yani büyük devlet eriyip gider ve onun içinde, yalnız hükümet üyelerinin kurduğu bir başka devlet ortaya çıkar. bu da halkın geri kalanı için efendiden, bir zorbadan başka bir şey değildir artık. öyle ki, hükümet egemenliği zorla ele geçirir geçirmez toplum sözleşmesi bozulur ve hukukça doğal özgürlüklerine yeniden kavuşan yurttaşlar boyun eğmeye zorlanırlarsa da, boyun eğmek zorunda değildirler.