düşünce ile inancı, felsefe ile ilayihatı birbirinden ayırmak gerekir. felsefe hakikati ve ebedi ararken, inanç itaati ve davranışlarda coşkuyu hedefler. bir başka düzleme ait olmasından ötürü "inanç herkesi, felsefe yapmak konusunda tamamen özgür bırakır". aynı şekilde, ilahiyat akla hizmet etmez -inanca eder- ve akıl da ilahiyata hizmet etmez.
"her birinin kendi saltanatı vardır: aklınki hakikat ve bilgelik, ilahiyatınki iman coşkusu ve teslimiyettir." her ne kadar akılcı bilgelik arayışını inancın boyunduruğu önüne koysa da spinoza bir şeyin bilincindedir:
"kutsal metinler insanlara müthiş teselli sunar. istisnasız herkes itaat edebilir, oysa manevi değerlere aklın kılavuzluğunda ulaşabilecek olanlar insan türünün çok küçük bir kesimidir".
"tanrı'nın doğa yasalarına aykırı hareketler yaptığını kabul edersek, aynı zamanda kendi doğasına aykırı hareket ettiğini de kabul etmek zorunda kalırız ve hiçbir şey bundan daha saçma olamaz"
metinlerde anlatılan mucizeler ya aslında gerçekleşmemiştir ve onları sembolik kıssalar olarak okumak gerekir ya da gerçekleşmiştir ve insan aklı bunları bir gün kesinlikle izah edebilecektir.
spinoza için hakiki ilahi yasa inancın gereklerini ve ibadetleri yerine getirmek değil, tanrı'nın bilgisine sahip olmak ve onu sevmekle elde edilebilecek olan en üstün iyi, yani ebedi saadet anlayışıdır.
spinoza'ya göre, peygamberin işaretleri de ne türden bir peygamber olduğu da duyarlılığıyla, mizacıyla, fikirleriyle, kültürüyle bağlantılıdır. örneğin peygamber sevinçli bir haline sahipse, insanları sevindirebilecek olumlu olayları bildirecektir. aksine, mizacı öfkeliyse tanrısal öfkenin sözcülüğünü üstlenecektir vb. aynı şekilde, köyde yaşıyorsa vahyi kırsal imgelere dayanacak, sarayda yaşıyorsa tanrıyı etrafında tebaası olan bir kral gibi, askerse de orduların kumandanı olarak tehayyül edecektir.
hülasa, peygamber sözü hiçbir zaman lafzi anlamda alınmamalı, peygamberin muhayyilesine, ruh haline, fikirlerine ve hayat tarzına bağlı olmasından ötürü her durumda yorumlanmalı, bağlamla nitelendirilmelidir.
hurafelerin kitleleri yönetmenin en iyi yolu olduğunu ve çok sık din kisvesine büründüğünü özellikle vurgular. bu noktada islam dinine çok kısa ama çok keskin bir eleştiri getirir ve her türden siyasi sıkıntının önüne geçme amacıyla, düşünceye din adına en çok gem vurulan yerin türk memleketi olduğunu söyler