İnsanlar en çok kendileri ile baş başa kaldığı için, kendileri ile tartışabileceği konular belirlemelidirler. Bu da en iyi, okurken sizi derin düşüncelere daldıran kitaplarla olur.
Öyleyse, öleceği için hiddetlenen birini her ne vakit görecek olursan o kimsenin bilgeliği değil, teni sevdiğine kuvvetle hükmedebilirsin; her kim ki teni sever, mevkii veya zenginliği, yahut her ikisini birden sever.
Yanlış anlaşılmaların kurbanı olan bir grup insan fakat kaderine boyun eğmek istemeyen bir kadını konu eden Zülfü Livaneli kitabı.
Tarihte yaşanmış bazı acı olaylara kitapta yer verilmiş ve bu olayları yaşayan talihsiz insanlar, yazarın kurgusu olmasına rağmen okuyucuyu şaşırtacak derecede gerçek kanlı canlı birer insan gibi. Kurgu olduğunu bilmeme rağmen sanki gerçekten de bir yerlerde böyle şeyler yaşanmış gibi hissediyorum. Bu da yazarın ne kadar güçlü bir kalemi olduğunu gösteriyor.
Kitabın dili sade ve kendini okutturuyor. Okurken, biriyle dertleşiyormuş gibi hissediyorsunuz. Kesinlikle okunması gereken yerli kitaplardan.
“Kötümser, ‘İşler daha kötü olamaz’ diye feryat ederken, iyimser, ‘Olabilir, daha kötü de olabilir’ dermiş. Şimdi söyle bakalım. Sen iyimser misin, kötümser mi?”