O kadar gerçekçi bir mektup ki; okurken sanki size göderilmiş bir mektubu okuyormuş hissine kapılabilirsiniz.
Spoiler!
Mektubu yazan kadın 13 yaşında iken, apartmanlarına yeni taşınan bir yazara aşık olur fakat bu aşk zamanla saplantılı, platonik bir aşka dönüşür. Hatta o kadar saplantılı bir aşktır ki bu, kitabı okurken yer yer kadının deli olduğunu ve her şeyi kendi kafasında kurduğu fikrine kapıldım.
Düşünsenize size kim tarafından yazıldığı belli olmayan bir mektup geliyor ve mektupta sürekli size nasıl aşık oduğunu, nasıl senelerdir gizlice takip ettiğini ve hatta sizden bir çocuğu olduğunu dile getiriyor. Paronayak olursunuz. Ya da bir şakadır herhalde deyip geçiştirebilirsiniz de.
Mektubu yazan kadın ailesinden pek fazla bahsetmedi fakat küçüklükten beri babasız yetiştiğini ve annesinin de ona pek ilgi göstermediğini okurken anlayabilirsiniz.
Kadının, psikolojisi bozuk ve takıntılı bir insan olmasının sebebini; küçüklükten beri ailesinden göremediği ilgi ve sevgiye bağlıyorum. Çünkü gözünde kutsallaştırdığı adam, sıradan bir insan ve mutluluğun kaynağının o adamda olduğunu düşünüyor.
Adamın kayıtsızlığı ve ilgisizliğine rağmen kadın başka erkeklerle olurken bile adama ihanet ettiğini düşünüyor. Kadın nadir de olsa adam ile birlikte olma fırsatı buluyor fakat bu birliktelik daha çok bedensel bir haz ile olduğu için adamın gözünde kadın, o her zaman birlikte olduğu kadınlardan pek de farklı sayılmazdı. Kadının da en çok zoruna giden şey bu hatırlanmama olayı oldu ve bir hiç uğruna, saplantılarının kurbanı oldu ve intihar etti.