Nasıl sorusunu herkes sorar ama niçin sorusunu sormak bir anlamda terfi etmektir. İşte eskilerden aldığımız öz budur: “Niçin sorusundan korkuyorum evlat. Çünkü kalbimi o biliyor.”
İnsan ihtiyaç duyunca öğrenir, yoksa bilgiye ulaşmak o kadar da zor değildir. Önemli olan mumun yanması, o heyecanın ve merakın uyanması, metafizik ürpertinin hasıl olmasıdır.
Hakiki başarı, “Merhumu nasıl bilirdiniz?” sorusuna verilen yüz karartmayan cevaptır.
Sen ölüm müsün?
Hora Usta gülümsedi,karşılık vermeden önce bir an düşündü ve şöyle yanıtladı:”insanlar ölümün ne olduğunu bilselerdi ondan hiç korkmazlardı.Korkmayınca da kimse onların yaşam zamanını çalamazdı.”
“Öyleyse,onlara bunu söylemek gerekir,”dedi Momo.
“Öyle mi dersin?Ben onlara zamanı dağıttığım her saat başı söylüyorum ama korkarım ki onlar işitmek istemiyorlar.İnsanlar kendilerini korkutan şeylere çok daha çabuk inanıyorlar.Bu da bir bilmece.”
Biliyoruz ki aşk ve muhabbet, iki gönül arasındaki cereyan hattı gibidir. Güzel bir mümin olabilmek için, kalbe bu istidadı kazandırmak şarttır. Günümüzde insanlığın yaşadığı buhranlar,bu kalbi istidadın kaybolmasından ileri gelmektedir. Bu yüzden nice kıymetler heba oluyor, nefsani çarklarda parçalanıyor. Akış ve yönelişler daima dünyevi ve nefsani olunca da, ruhun iştihasına kimse yol bulamıyor. Aşk-ı mecaziden aşk-ı hakikiye doğru kalplerin irtifa kaydetmesi, Mecnun’un Leyla’dan başlayan seyahatini Mevla’da noktalaması, ham bir yüreğin yaptığı temrinler neticesinde olgunlaşarak gerçek aşka istidat kazanmasıyla mümkündür. Günümüzde insanlık bu aşka muhtaçtır. Yaşanan bütün cinnetler, kötülükler, hamlıklar hep aşksızlıktandır. Gerçek bir sevginin büyüklüğü, gerektiğinde sevilen uğrunda yapılan fedakarlık ve girilen risk ile ölçülür. Çok seven biri icabında canını verirde bir fedakarlık yaptığı hissini bile taşımaz. Sanki borcunu ödüyormuş gibi tabii bir şekilde hareket eder. Fakat gerçek aşkı tanımayan, aşktan nasibi olmayan kimseler, kemale erme yoluna girmemiş ve nefsinin sultasında yaşayarak gönlünü israf ve ziyan ediyor demektir.
Dağların kabul etmediği emaneti yüklenmiş olmak, aslında insana sunulmuş ilahi bir imtiyazdır.