O zamanlar ağaçların ya da kuşların isimlerini bilmiyorduk. Lüzumu yoktu. Az sözcükle yaşıyorduk ve bütün sorulara aynı cevabı verebiliyorduk. Bunun cahillik olduğunu düşünmüyorduk. Buna dürüstlük diyorduk. Daha sonra ufak ufak ayrıntıları öğrendik. Ağaçların kuşların, nehirlerin ısimlerini. Ve herhangi bir cümlenin sessizlikten daha iyi olduğuna karar verdik.
Dün gece saatlerce yürüdüm. Yeni bir sokakta kaybolmak istiyor gibiydim. Mutluluk içinde tamamen kaybolmak. Ama kaydolmayı beceremedigimiz anlar vardır. Her ne kadar sürekli yanlış yönlere sapsak da. Bütün kerterizleri kaybetsek de. Geç olsa da ve yola devam ederken söken şafağın ağırlığını hissetsek de. Ne kadar uğraşsak da kaydolmayı beceremedigimiz, kaybolamadığımız anlar vardır. Ve belki de kaybolabildigimiz zamana özlem duyarız. Bütün sokakların yeni olduğu zamana.
Güneş ışığına ihtiyacım yoktu artık. Ne de dünyaya, ne de cennete. Öylece yattım orada. Ölmeye hazırdım. Başka hiçbir şey olamazdı hayatta bana. Hayatım son bulmuştu.