Eyd

Düşünce, yaşayan organizmalar üzerinde etki bırakabiliyordu madem, cansız, inorganik şeyler üzerinde de etki bırakıyor olamaz mıydı? Dahası... Bilinçli istek ve düşünce bile olmaksızın, bizim dışımızda bir şeyler, ruhsal durumlarımız ve şiddetli duygularımızla uyum halinde titreşimler yaratamaz mıydı: garip bir yakınlığın gizli aşkıyla atomun atoma seslenişi?
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
“İyi niyetler bilimsel kuralların işine karışmak için yapılan boşuna girişimlerdir. Çıkış noktaları da katıksız kibirdir, sonuçları kocaman bir sıfır. Zaman zaman bize kısır gene de zevkli birtakım duyguların lüksünü yaşatırlar ki zayıf kişilere bu epey çekici gelir. İyi niyet konusunda söylenebilecek tek olumlu şey budur.
Kişinin kendi kendini suçlaması doyum verici bir lükstür. Kendimizi suçladığımız zaman başka hiç kimsenin bizi suçlamaya hakkı yokmuş gibi gelir. Kişiyi günahtan arındıran itirafın kendisidir, yoksa günah çıkartan papaz değil.
Çok zaman başkaları üstünde deneyler yaptığımızı sandığımız sırada, gerçekte kendi üzerimizde deneyler yapıyorduk.
Ruh ve beden, bedenle ruh: Nasıl da gizemliydiler! Ruh hayvanlaşabiliyor, beden de sırasında ruh kesiliyordu. Duyguların yücelttiğini zihin aşağılayabiliyordu. Tensel itkinin nerede bitip fizik itkinin nerede başladığını kim bilebilirdi? Sıradan ruhbilimcilerin gelişigüzel tanımlamaları nasıl da sığdı! Öte yandan çeşitli ruhbilim okullarının savları arasında seçim yapmak ne kadar zordu! Ruh acaba günah evinin içinde oturan bir gölge miydi? Yoksa beden mi aslında ruhun içindeydi, Giardano Bruno’nun düşündüğü gibi. Ruhun maddeden ayrılması da bir sırdı, tıpkı ruhun maddeyle birleşmesinin bir sır olduğu gibi.