Anna Karenina'yı, Orhan Pamuk ona bu kadar değer verdiği ve en önemli edebiyat dersi olarak gördüğü için okudum. Saf ve Düşünceli Romancı'yı okumaya başladığımda, onu okuyabilmem için, önce başka bazı kitapları ve Anna Karenina'yı okumak gerekeceğini düşünüp bırakmıştım. Şimdi de Anna Karenina'yı bitirdim.
Nabokov sonsözünde: "Şunu keşfetti Tolstoy: (Hiç kuşkusuz, kendisi de bilemedi keşfini) Yaşamı, çok hoşa gidecek bir biçimde, tastamam, biz insanoğullarının zaman duygusuna denk düşecek biçimde canlandırmanın yöntemini..." derken, Anna Karenina'yı daha iyi anlatamazdı.
Gerçekten de benim gibi bir okurun; romanda anlatılan olaylardan 150 yıl sonra, başka bir ülkede, başka bir dilde, Anna'nın yaşadığı toplumdan tamamen bihaber bu romanı okuyup Anna'nın - hem de bütün diğer karakterlerin - duygu ve düşüncelerini hissetmesi, bunları okumaktan keyif alması, ancak böyle bir anlatımla mümkün olabilirdi.
Anna'nın Vronski'yi garda gördüğü ilk an, ardından Vronski ile dans ettikten sonra tren yolculuğundaki heyecanı, Levin'in çiftliğinde ilkbahar, biçilen otlar ve köylüler, Vronski'nin soluk kesen at yarışı, Anna'nın kocasına itirafı, Levin ile Kiti'nin tebeşirle birbirlerine yazdıkları, Levin'in kardeşinin upuzun ölüm anları, Anna'nın Seryoja'nın 10. doğum gününde onu görmeye giderken yaşadıkları, Seryoja'nın duygu dünyası, Varenka ile Sergey İvanoviç'in kısacık ve başlamadan biten aşk öyküsü, Kiti'nin zorlu doğumu ve Levin'in hisleri, Doli'nin hayatı ve ailesi hakkındaki düşünceleri ve bunları Anna'yı gördükten sonra tekrar yorumlaması, Anna'nın içinde büyüyen kıskançlık ve huzursuzluk, Kiti ile son karşılaşmalarında her ikisinin hissettikleri, ardınan Anna'nın intihar ettiği o pazar günü gördüğü, yaptığı, düşündüğü her şey, Levin'in çocuğuna ve inancına karşı