Bu kitapla ilgili ikilemdeyim ve aslında hakkında bir şeyler yazmamaya da karar vermiştim...
Yine de dayanamadım. Bir kitaptan hem kopmak istememek hem de tam anlamıyla beğenmemek mümkün müdür? Eyy Rothfuss kafamızdaki soru işaretlerini biraz olsun cevaplandırmak ve heyecanımızı körüklemek yerine neden 1100 sayfa boyunca kıvrandırdın bizi?
Rüzgarın Adı, uzun zaman sonra aradığım tadı bulduğum, özenle kaleme alınmış, detaylarıyla ve içinde anlatılan hikayelerle matruşka bebek misali bir kitaptı. Patrick Rothfuss'un kalemi gerçekten çok güzel ve özel. Benzetmelerini okudukça kendince yazı yazan biri olarak adeta moralimin bozulduğu oluyordu... ^^ Ama bunlara rağmen ilk kitapta da Kvothe'nin parasızlığını dert etmekten, elindeki paraları saymaktan bir zaman sonra telef olduğumuz doğru. :) Yine de tadına varılmaz bir kitaptı benim için.
Kurgudaki kötüler, Chandrialılar öyle esrarengiz ve kusursuzca yaratılmış ki uzun zaman sonra okuduğum en iyi "kötüler" diyebilirim. Yazarımızın onlar hakkında bilgi verirken cimri davranması da söz konusu merak duygusunu iyice körüklüyordu...
Gel gelelim Bilge Adamın Korkusu'na... Kesinlikle böyle bir ikinci kitap beklemiyordum. Hatta ortalara doğru hikayeden öyle koptum ki ne kadar doğrudur bilmem kitaba birkaç ay ara verip öyle devam ettim. Kitabı okurken nefret ettim! Bu nefret sonrasında duruldu tabii. :)
---Dikkat Spoiler çıkabilir!
İlk 400 sayfa zaten birinci kitabın aynısı gibiydi.
Denna karakteri neden var, ondan nasıl sırlar çıkacak hala 1100 sayfanın sonunda bile emin değiliz. Kendisine hala ve hala ısınabilmiş değilim. Evet, Kvothe'yle aralarında özel bir iletişim var ama bu iletişime rağmen hala uzlaşamamaları yüzümü ekşitiyor. Kvothe'ye bu kadar değer verdiğini belli edip ona hayatı hakkında hiçbir şey anlatmaması bizim