…iradesiz yaşama alışkanlığının yıllar geçtikçe üzerimde ağırlaşan bir yük oluşturduğunu belli belirsiz hissediyor, herşeyin bir anda değişmeyeceğini, hayatımı değiştirip bir irade yaratmak için zahmetsiz bir mucizeye güvenemeyeceğimi üzülerek tahmin ediyordum. İrade sahibi olmayı arzulamak yetmiyordu. Gerekli olan şey, zaten iradesiz mümkün olmayan bir şeydi: Amaçlamaktı.
Eğer sorunlar her zaman varsa onlara artık sorun demezsin. Hayat dersin. Asıl her şey yolunda gittiği zaman şüphelenecek bir şeyler var demektir. İşte o zaman kafanın içinde kırmızı bir ampul yanım sönmeye başlar ve kendi kendine şöyle dersin: Bir sorun var.
Zihnimizdeki başarı kavramı çoğu zaman dışarıdan gelecek saçma sapan bir kazanıma hedeflenmiştir: Olimpiyatlarda madalya, ideal koca, yüklü maaş. Hayatımızı bu ölçütlere uyabilmek için harcarız.
Oysa başarı ölçülebilecek bir şey, hayat kazanılacak bir yarış değildir. Bunların hepsi… fasa fisodur aslında…
Herkes yalan bir hayat yaşıyor, ama tek acı çeken benim diye düşünüyor. Yine kendine acıyor, zayıf çünkü, kendine acımanın zayıflığın en belirgin işareti olduğunu biliyor. Gidemiyor. Gitmeye kalksa varacağı bir durak da yok. Gençliğini dolduran gelecek hayalinin gerçekleşeceği ülke hiç var olmamış. Var sanmıştı. Varmanın yıllarını alacağını ama sonunda hiçbir şey yapmasa bile varacağını sanmıştı.Yanıldığını anlaması için yaşlanması gerekti.