Kadının bedeninde başlayan “annelik” yolculuğu ile birlikte , ruhsal olarak da başka bir noktaya evrildiği sıradışı bir anlatım okudum. Sıradışı diyorum çünkü zaman zaman bilinçakışı tekniğiyle, zaman zaman kendine dışarıdan bakarak yazılmış metinleri içeriyor. Bir yandan lohusalık dönemini yaşayan kadın, diğer yandan evliliği, kocasıyla ilişkisi, bir kadın olarak duygusal, cinsel arzuları ve bunun kocasındaki karşılığını, yaşantısında düştüğü ikilemlerle birlikte yansıtıyor. Hayatında bir eş ve bir çocuk var. Ona ne olduğu düşünülmüyor, sorulmuyor.. Yine ona yüklenen kadınlığın toplumsal rolü ile birlikte, giderek yalnızlaştığı ve ormanın içindeki ıssız hapishanesinde kendini aradığı bir ruh hali.. Karakter bunu gözlerden uzak ormandaki evinde yaşarken, daha kaç kadın şehrin merkezinde bu yalnızlığı ve duygusal ızdırabı yaşıyor kim bilir?! Yani bu aslında her kadının ilişki dediği o birlikteki kaybolma hali.. Bu nedenle de diyor ki “geber aşkım” ; çünkü aşkım kelimesi her ne kadar dillerinden düşmese de, onlar birlikte, birbirleriyle geberiyorlar... Kesinlikle okumaya değer