Profesör, Asklepios’un kadim öğretilerini hatırladı:
‘Birçok kişi ölümden korkuyor ve bunun başlarına gelebilecek en büyük felaket olduğunu düşünüyor; oysa ne dediklerini hiç bilmiyorlar. Ölüm, tükenmiş bir bedenin çözülüşüdür… Bir beden yeteri kadar geliştiğinde nasıl anne rahminden ayrılıyorsa bir ruh da mükemmeliyete ulaştığında bedenden ayrılır.’
Neyin merakına takıldıysa zihnimiz onun dünyasında var oluyordu gerçekliğimiz. Sorgulamak insanlaşmanın, insanlaşmak uyanmanın şartıydı ve sorgulayan biri, bir gün mutlaka ayağa kalkardı. İnsanlık bir gün mutlaka ayağa kalkacaktı.
Birilerinin cenneti kuruluyordu sanki, diğerlerinin ise cehennemi; birileri yeniden doğmuştu, diğerleri ölümün kıyısında tutunmaya çalışıyordu; bir taraf gülerken diğer taraf ağlıyor, bir tarafın zafer sandığını diğerleri aşağılama sayıyordu…Kutuplaşma öylesine derindi ki, dışarıda bırakılanlar çaresizce nefret soluyordu…