Söver, sayar, geçerim
Sevgimi heba eden bir geçmiş...
Tutunacağım derken daha beter bir dert özlüyor olman
Yılların değiştiremediği birkaç şey beni değiştirirse affet bebeğim
Gururum hayalimle beraber yürümez
Bin farklı yüz
Bir balçık etmez
Gözümle dağlar devrilir, elimle tuttuğum değişmez
Yıldızlar ayaklarımın altında ezilir
Kimsede göremez.
Bayım çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Balkona yorgun çamaşırlar asmayı
Ki uçlarından çile damlardı.
Güneşte nane kurutmayı
Ben acılarımın başını
evcimen telaşlarla okşadım bayım.
Bir pardösüm bile oldu içinde kaybolduğum.
İnsan kaybolmayı ister mi?
Ben işte istedim bayım.
Uzaklara gittim
Uzaklar sana gelmez, sen uzaklara gidersin
Uzaklar seni ister, bak uzaklar da aşktan anlar bayım
Feride: Kalp dediğin bilir imkansızlık şiirini.
Kâmuran: Bilir de... Ya gözlerim? En yaralı yerim benim, gözlerim gözlerinsiz kalınca ben sabahı nasıl ederim? Ya nasıl öğreteyim sendeki imkansızlığımı ellerime?
Feride: Bir an bile kavuşmayan ellerimiz. Nasıl da yıkmakta bunca şeyi? Ne tuhaf. Oysa benim başım en çok senin göğsüne yakışırdı. Başım ki, tam omzuna yatmalıktı. Ben artık bu yetim başla hiçbir hayale ağlayamam. Sonra boynum ki, dalından düşen bir yaprak. Mevsimsiz sürgün yedim, senden ayrı bir ömre doğarak. İnsan yalnız kalbiyle sevmez ki, unutmaya ilk ordan başlasın. Unutmak, kör kuyu. Unutmak, dipsiz karanlık...