Issız Diyar
...
Hiç konuşmadan, tüm nefeslerini bedenlerinin çalışması için saklayarak seyahat ediyorlardı. Her yere, elle tutulur varlığıyla üstlerine abanan bir sessizlik hakimdi. Derin sulara dalan dalgıcın bedeni yüksek basınçtan nasıl etkilenirse, onların da zihinlerini öyle etkiliyordu bu sessizlik. Sonsuz enginliğinin ağırlığıyla ve değişmez buyruğuyla eziyordu onları. Kendi zihinlerinin en ücra köşelerine iterek sıkıştırıyor, gözü hiçbir şey görmeyen doğanın muazzam güçlerinin itişkakışları arasında küçük kurnazlıkları ve azıcık bilgelikleriyle kıpırdanıp duran ufak ve sınırlı zerrecikler olduklarını anlayana kadar, insan ruhunun kendine boş yere yüklediği ne kadar aşırı değer, ne kadar sahte heyecan, ne kadar nafile yücelik varsa, üzümün suyunu çıkarır gibi ezerek çıkarıp alıyordu onlardan.
...
Sun Zi der ki:
Herhangi bir savaş stratejisinde maharet, öncelikle bir ülkeyi sağlam olarak ele geçirmektir, yıpranmış bir ülke daha az yeğlenir. Öncelikli olan bütün bir ordudur, çökertilmiş bir ordu sonra gelir. Yeğlenen bütün bir taburdur, bozguna uğratılmış olan sonra gelir. Makbul olan tam bir bölüktür, darbe yemiş olan değil. Bu nedenle yüz savaşta yüz zafer kazanmak en mükemmeli değildir. En iyisi savaşmadan baş eğdirmektir.
Bu nedenle en iyi askerî strateji taktik saldırıdır, ikincisi bağlantılara saldırıdır, bir sonraki askerî güce saldırıdır, en sonuncusu kentlere saldırıdır. Kentlere saldırı başka çare kalmadığı takdirdedir...