Emirhan

Her şeyden kuşku etmeyi seviyorum ben: Aklın bu durumu kişiliğin sağlamlığına engel değildir... Tersine, bana gelince, önümde beni neyin beklediğini bilmezsem, her zaman daha bir cesaretle atılırım ileri. Öyle ya, ölümden kötü bir şey yoktur, ölümden de kaçamazsınız!
Sayfa 223 - İletişim Yayınları
Emirhan isimli okura yanıt verildi
Emirhan
Emirhan Gruşnitski’nin birdenbire suç ortağından saf bir kurbana dönüştüğü düello sahnesi- Peçorin bu dönüşüme eşlik eden en içsel düşünceleri kolaylıkla tasvir etmektedir(!)- bu anlayış farkını derli toplu olarak sembolize etmektedir. Ve Peçorin’in Gruşnitski’yi öldürmesi, ilk elde çağrıştırdığı gibi boş bir şiddet olayı olarak görülmektense, basit bir bilgi ayrıcalığı olarak görülmelidir. Bu bağlamda, Peçorin’in düşünmeden yaptığı yorum özel bir anlam üstlenmektedir. Peçorin “Gruşnitski insanları tanımaz, onların zayıf yanlarını bilmez, çünkü ömür boyu yalnızca kendisiyle ilgilenmiştir. Aşk maceraları yaşamaktır tek istediği,” demektedir. Dolayısıyla Gruşnitski sadece Peçorin’den daha düşük bir düzeyde olmakla kalmaz, dahası son derece özel öznelliği bakımından da ondan daha düşük bir düzeydedir. Ve özellikle bu sınırlanmışlık artık yazınsallıkla eşdeğer tutulmaktadır. Diğer taraftan, kendi kapsamlı vizyonunu belirten böyle bir karşılaştırma yapmak Peçorin’in bir becerisidir. Ancak elbette ki, edebiyata yapılan atıf daha fazla şey ifade etmektedir. Bu bize Peçorin’in sadece bizzat kendisini içeren bir edebi kahraman olduğunu hatırlatmalıdır. Peçorin yazarın karşısında, Gruşnitski’nin kendi karşısında durduğu göreceli konumda durmaktadır.
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Her şeyden kuşku etmeyi seviyorum ben: Aklın bu durumu kişiliğin sağlamlığına engel değildir... Tersine, bana gelince, önümde beni neyin beklediğini bilmezsem, her zaman daha bir cesaretle atılırım ileri. Öyle ya, ölümden kötü bir şey yoktur, ölümden de kaçamazsınız!
Sayfa 223 - İletişim Yayınları
Emirhan isimli okura yanıt verildi
Emirhan
Emirhan Peçorin’in bir düelloda öldürdüğü Gruşnitski bile, bir nevi vekile benzetilmiştir. Gerçekten de bu ilişki ölümün akla getirdiği mutlak düşmanlık ile sonuçlanıyor gibi görünse de, Lermontov’un Peçorin ile diğer karakterler arasındaki bağın doğasını en çok açığa vurduğu yer burasıdır. Peçorin’in Gruşnitski’nin bir nüktesini tekrarladığı ilk karşılaşmalarından itibaren bir özdeşimin işaretleri verilmektedir, ancak tam da Peçorin söz konusu nükteyi ilk söylenildiğindeki etkisini yok edecek şekilde değiştirirken, genel olarak Gruşnitski’nin “bu dünyaya göre biri olmadığını, Tanrı’nın onu gizli birtakım acılar çekmesi için yarattığını” söylerken, kendisininkine benzeyen bir tavrı ortaya koymakta, ancak alaycı edası ile aynı zamanda bu denli belirsiz bir hoşnutsuzlukla her şeye sirayet eden kendi nihilizmi arasındaki mesafeyi de ölçmektedir. Bu nedenle, son derece kendine özgü bir biçimde Gruşnitski Peçorin’in bir kopyasıdır: Peçorin, kendi kapsayıcı vizyonunu eşzamanlı olarak irdelemek için onunla birleşir. Peçorin gerçekten de Gruşnitski’den daha fazla bilmektedir ve bildiği şey Gruşnitski’dir.
Her şeyden kuşku etmeyi seviyorum ben: Aklın bu durumu kişiliğin sağlamlığına engel değildir... Tersine, bana gelince, önümde beni neyin beklediğini bilmezsem, her zaman daha bir cesaretle atılırım ileri. Öyle ya, ölümden kötü bir şey yoktur, ölümden de kaçamazsınız!
Sayfa 223 - İletişim Yayınları
Emirhan isimli okura yanıt verildi
Emirhan
Emirhan İçgüdüsel davranışın kısa ömürlü oluşu romandaki tek sorun olsaydı, Peçorin’in stratejileri makul ölçüde başarılı sayılırdı. Ancak bu söz konusu zorluğun sadece bir yönüdür. Lermontov için temel deneyim sorunu başka bir yerde yatmaktadır; ve bu, romandaki Peçorin’in belli çabalarını hep eksik kılacak şekilde sunulmaktadır. Hayatın sürekli olarak kaos eşiğinde olmasının nedeni kısmen duyguların çabuk ölmesi; bir başka nedeni de bireysel tepkilerin önceliğini tamamen kabul etmenin herkesin kendisinin bir sureti gibi göründüğü bir dünyayı kabul etmek anlamına geleceğinden duyguların nereye yönlendirileceğinin bilinmesinin zorluğudur. Lermontov, Peçorin’i yaratıcısından uzaklaştırmayı belirgin bir biçimde reddettiğinde, bu izlenimi uyandırmaktadır. Ancak bariz bir biçimde yıpratıcı olan aynı fikir Zamanımızın Bir Kahramanı’ndaki birçok ilişkiye şekil vermektedir. Peçorin, Werner hakkında “Yani, aramızda herhangi bir duygu ve düşünce alışverişi olamaz: Birimizin diğerimizle ilgili bilmek isteyeceği her şeyi biliyoruz, daha fazlasını bilmeyi de istemiyoruz,” demektedir. Böylece dışa vurulmuş benliklerine hayranlık duyarak, sessiz bir eylemsizlik içinde otururlar.
Her şeyden kuşku etmeyi seviyorum ben: Aklın bu durumu kişiliğin sağlamlığına engel değildir... Tersine, bana gelince, önümde beni neyin beklediğini bilmezsem, her zaman daha bir cesaretle atılırım ileri. Öyle ya, ölümden kötü bir şey yoktur, ölümden de kaçamazsınız!
Sayfa 223 - İletişim Yayınları
Emirhan isimli okura yanıt verildi
Emirhan
Emirhan Bilinçli olarak bir Don Juan’ın, bir züppenin, alaycı bir düellocunun rolünü üstlenerek ve kendiliğinden bu tiplerin türemesine sebep olan duyguya bağ eğerek, Peçorin saf öznellikten uzaklaşan bir kendilik duygusu oluşturmayı başarıyor ve söz konusu rollerinin bir kereliğine geleneksel mantık paralelinde geliştiği varsayılıyor. Söz konusu roller Peçorin’e ait olduğu kadar, dünyaya da aitler. Aynı sebepten ötürü, Peçorin’in diğerleri ile olan ilişkilerinin ne kadar da sık bir biçimde aynı anda farklı ilgi alanlarını ve konuları kapsadığı dikkate değerdir. Burada amaç, duygunun doğrudan ifade edilmesine izin veren doğal bir durum bulmaktansa, yalın arzuyu dağıtacak ve frenleyecek psikolojik bir ortam oluşturmaktır. Bu dinamiğe ilişkin paradigma, aşk entrikasının Kazbiç’in eylemlerini ve taleplerini de kapsayan daha geniş bir bağlamda dolaşmaktadır. Erotizm; at ticareti, erkeklere özgü rekabet ve kurnazlık ile kadınlara sahip olma ve içtenlikle birleştirilmiş ve bütün bu faaliyetler sonuçta birincil hedeflerinden sapmış ve normalde kısa olan sürelerinin üzerine çıkmıştır. Bu dinamik, romanın Peçorin’in baştan çıkarma isteğinin kaçınılmaz rakibi olarak Gruşnitski’yi manipüle etme arzusuna bağlı olduğu en uzun bölümü “Prenses Meri”de daha da önemli hale gelmektedir. (Bu paragrafta tam olarak Peçorin’de kendimi bulduğum kısmı inanılmaz detaylı bir şekilde işliyor saygıdeğer eleştirmenimiz, neden olduğunu tam olarak bilmesem de, küçüklüğümden beri her duyguyu, her düşünceyi, her ideolojiyi, her davranışı karıştırma işlemini bile gerçekleştirmeden, hepsini sanki bir bütünmüşler gibi kendi içimde ısıtmaya çalışan bir kişiliğim var ve bundan o kadar fazla haz duyuyorum ki…) (Bu arada, bu davranışı kendim dışında gördüğüm tek kişi de Peçorin, yani onun gerçekteki yansıması Lermontov, hiç aklıma gelmezdi.)