Emirhan

Sağlıklı psikolojik halin en önemli ihtiyaçlarından biri “duygusal esneklik-dayanıklılık” veya “yılmazlık” olarak adlandırılan beceridir (reselince). Ben bu terime Türkçe karşılık olarak “istikrar” kelimesini kullanmayı seviyorum. Duygusal istikrar, kötü bir hadise yahut olumsuz bir psikolojik deneyim sonrasında insanın normal ve sağlıklı psikolojik değerlendirme düzeyine ne hızla geri dönebildiğinin bir ölçüsüdür.
Sayfa 114
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Psikolojik Sınırlar
İnsanın dış dünyayla olan ilişkisini bedensel sınırlar belirlediği gibi algımızı, anlayışımızı ve düşünüşümüzü de psikolojik sınırlarımız belirler. Psikolojik sağlığımız, etrafımızdaki dünyadan en iyi biçimde faydalanabilmemiz için en temel ihtiyaçtır. Psikolojik sağlık dediğimde muhtemelen çoğu insanın zihninde depresyondan, üzüntüden, melankoliden, telaş ve gerginlikten uzak, dingin ve mutlu bir zihinsel durum canlanıyor olabilir. Hayır, kastım o değil. Olumlu ve olumsuz bütün duyguların farkında, duygu ve düşünce dünyasının kendisine ne söylemeye çalıştığını anlamaya gayret eden, kendini ve iç dünyasındaki benliğini yargılamayı bir kenara bırakıp kendini yargılamadan ve olduğu gibi anlamaya çalışan bir zihin durumundan söz ediyorum. Böyle bir zihin hali çoğu zaman erişilmesi çok zor bir vaha veya cennet gibidir. Zira günlük algılarımız ve zihinsel işlevlerimiz, çoğu zaman “neden öyle olduğunu” bilmediğimiz psikolojik sınırlarımızı zorlayan düşünce, deneyim ve duygulardan, bunların yarattığı muhtelif rahatsızlıklardan dolayı verimli çalışamaz.
Sayfa 113
Lisan yeteneğimiz de yine büyük oranda yetiştiğimiz aile ve kültür ortamıyla şekillenir. Okuma ve sorgulama alışkanlığı, iletişim imkanları, etrafta bulunan insan sayısı ve samimiyet düzeyleri gibi temel faktörler, lisan yeteneğimizin çok önemli belirleyicileridir. Biraz önce “vahşi çocuklar” ve “ben nedir” bahislerinde zikrettiğimiz konuların bir benzeri de burada karşımıza çıkar: Lisanımız, ilk yetişme ortamımızın şartlarından gelen birçok kısıtlılığa sahiptir ve bunun hızla geliştirilmesi gerekir. Bu kısıtlamayı aşmanın ilk ve en önemli yollarından biri en kısa zamanda bir veya birden fazla yabancı dili yetkin bir biçimde öğrenmektir. Yabancı bir lisan, dünyaya bambaşka bir mantıkla bakabilmenin ve “ben’i genişletebilmenin” en kestirme yollarından biridir. Elbette tek başına yabancı dil öğrenmek yeterli olmayacaktır ama bu en azından iyi bir başlangıç noktasıdır. Öte yandan iyi bir şekilde yabancı dil öğrenebilmenin temel kuralı, kendi lisanını iyi bilmek ve onun derinliklerine hakim olmaktır. Kendi lisanı içinde derinleşmemiş, kelime ve kavram dağarcığı sınırlı insanlar, yabancı bir lisan öğrenmekte çok zorluk çekerler. Önce ana dilinizi öğrenmek, tüm beceriler için en temel ihtiyaçtır.
Sayfa 111
Lisan Sınırları
Lisanımızın sınırlarının zihnimizin sınırlarını belirlediğini tespit eden düşünür Wittgenstein, çok önemli bir meseleye dikkat çeker: Gerçekten de lisanımızın kapasitesi kadar düşünebilir ve akledebiliriz. Lisanımızı oluşturan kelimeler, somut ve soyut kavramların karşılıkları ve işaretleyicileri olarak zamanla öğrenilir ve biriktirilir. Fakat zannettiğimiz gibi bu kavramlar zihnimizde ayrık bilgi parçaları yahut “bit”ler olarak depolanmaz. Bunun yerine kavram ve fikirleri daha ziyade “anlam bulutları” diyebileceğimiz dinamik bir formata kaydederiz. Bulut dememiz, bulut bilişimine benzemesinden dolayı değil, zihnimizdeki kavram ve kelime “kayıtları”nın sabit ve değişmez olmaması sebebiyledir. Mesela muhtemelen “meltem” ve “fırtına” kelimelerini bilirsiniz; ikisi de hava hareketleri ile ilgilidir. İlki olumlu ve sakin bir anlam taşırken, ikincisi biraz olumsuz hatta rahatsız edici görünebilir. Halbuki bu kelimeler İtalyanca kökenli denizcilik terimlerinden doğmuşlardır ve kötü tempolu yavaş rüzgar anlamındaki “maltempo” (mal: kötü, tempo: zaman, ritim, hava) ve talih servet, zenginlik anlamındaki “fortuna” kelimelerinin dilimize geçmiş versiyonlarıdır. Yani normalde İtalyan denizciler için “meltem” kötü bir rüzgarken, “fırtına” iyidir çünkü gemileri hızla hedefine taşır. Bu kelimelerin kökenlerine dair bu bilgiyi eğer ilk kez az önce aldıysanız, yeni öğrendiyseniz, artık zihninizde o kelimelerin ilişkili olduğu tüm anlamlar belirgin bir değişime uğrar. Meltem ve fırtına kelimelerine ait “bulutlar” birkaç dakika önceki gibi değildir. Tanımlar zenginleşmiş, bağlantılar artmış ve anlamlar genişlemiştir. Meltem ve fırtına kelimelerinin sadece verili anlamlarıyla kullanılması elbette gerçek hayatta büyük bir fark yaratmaz; günlük hayatımızı bunları bilmesek de rahatça
Sayfa 111
Ev özlemi; yeni bir iş yahut okul için şehir değiştiren, taşınmak zorunda kalan insanlarda zaman zaman çok belirgin şekilde ortaya çıkabilir. İşin temelinde “bağlanma, öngörülebilirlik ve güvenli alan” gibi alışıldık bileşenlerin kaybının yarattığı duygusal tepkiler rol oynar. “Kendinizi Endişeden Özgürleştirmek” başlıklı kitabın yazarı psikolog Tamar Chansky, bu durumu bir yüzme havuzu deneyimine benzetir: Havuza ilk girdiğinizde genellikle deneyim rahatsız edicidir. Soğukluk, ıslaklık hissi ve günlük hayattaki sıradan davranışlarınızdan farklı hareketler gerektiren su ortamı sizi önce rahatsız eder. Eğer girer girmez hemen dışarı çıkacak olursanız bu deneyim sizde kötü bir anı olarak işlenir. İnsanların neden havuza girdiğini dahi anlayamazsınız. Fakat sudan çıkmayıp da havuzda zaman geçirmeye devam ederseniz bu koşullara alışıp keyif almaya başlarsınız. Coğrafi bağımlılığımız, bulunduğumuz mekanların coğrafi özelliklerinden ziyade zihinsel alışkanlıklarımızla ilgilidir. Bu nedenle bolca seyahat etmek, zihinsel adaptasyon kapasitemizin gelişmesi için gayet iyi bir egzersizdir. Nasıl ki bedensel hareket azaldığında hareket sistemlerimiz zamanla güçten düşerse aynı fiziksel ortamlarda yaşadıkça da farklı fiziksel koşullara uyum sağlayabilme yeteneklerimiz zamanla azalır. Uzun yıllar aynı yerde durağan hayatlar yaşayan insanlar, zaman içinde kendi hayatlarındaki küçük değişikliklere bile rahatsızlık tepkileri vermeye başlarlar. Halbuki çokça yer değiştiren insanlar farklı fizyolojik, coğrafi ve zihinsel koşullara yahut zorlamalara çok daha yüksek adaptasyon gösterebilirler. Farklı koşullara uyum sağlayabilme kapasitesinin genişliği sağlığın da temel koşulu olduğundan “Seyahat edin, sıhhat bulun. (Hz. Muhammed)” sözü, kadim bir doğru olarak yine karşımızda belirir.
Sayfa 109