İnançlar ne zaman bir sisteme, başka insanların hayatlarına etki eden fikir, görüş ve uygulamalara kapı açar; işte o zaman bunları tartışmak, faydalı faydasız, mantıklı mantıksız diye tasnif etmek mümkün hatta gerekli olur. Farklı inanç gruplarına baskı aracına dönüşen her türlü inanç (veya inançsızlık) insanlık suçudur ve sonuna kadar mücadele edilmesi gereken bir toplumsal kanser tipidir. Fakat kişinin kendi hayatına anlam vermek için temel aldığı inançlar, kendisini ilgilendiren tüm konularda eleştiri dışıdır. “Ben başka türlü inanıyorum.” demekte sonuna kadar özgür olmamız gerekirken, başkalarının inançları için “böyle inanç olmaz” demekle büyük bir aptallık yapmış olacağımızı da sıklıkla hatırlamamız gerekir. Uygulamaları eleştirebiliriz ama inançları asla! Başkalarının inancının geçerliliği, hakikatle olan ilişkisi, mantıksak veya kanıta dayalı olma derecesi bizim sorgulamamıza açık konular değildir. Zira bütün inançlar sorgulanmamış, sınanmamış, deneyimlenmemiş toplumsal kabul örüntülerinden bizlere yansıyan karmaşık “potpuri”lerdir ve hepimiz inancımızı zaman içinde kendimizce şekillendiririz. (İnançlarımızın sorgulamamış, sınanmamış ve kanıta dayanmayan varsayımlar olduğuna içinizde kişisel bir itiraz uyandıysa lütfen durunuz ve bir daha düşününüz. İnancınızın sayısız kanıtı olduğunu düşünüyor olabilirsiniz. Acaba gerçekten öyle mi? Başka insanlardan duyduklarınız yahut okuduklarınız dışında ne biliyorsunuz? Veya “Nereden biliyorsunuz?”) inançların tartışma, siyaset veya ihtilaf konusu olarak ortaya geldiği her dönemde ise buna maruz kalan toplumlar hastalanır.