Emirhan

Köyün ıssız sokaklarından evime dönüyordum. Dolunay, bir yangının kızıllığı gibi kıpkırmızı, garnizonun yüksekli alçaklı yapılarının ardından kendini göstermeye başlamıştı. Lacivert gök kubbede yıldızlar sakin, parıldıyorlardı. Bir zamanlar, küçük bir toprak parçası veya uydurduğumuz bir takım haklar için aramızda çıkan ufak sorunların çözümünde gökyüzündeki yıldızların çok etkili olduğunu iddia eden pek akıllı, bilgili insanların olduğunu düşündükçe içimden gülmek geliyordu... Sonra ne oldu? Onların düşüncesine göre, yalnızca insanların savaşlarını ve zaferlerini aydınlatmak için yanan bu lambalar aynı biçimde yanmayı sürdürüyorlar, oysa onların tutkuları da, umutları da, (tasasız bir gezginin orman kenarında yaktığı bir ateş gibi) kendileriyle birlikte sönüp gittiler! Ama, gökyüzünün bütün varlıklarıyla birlikte kendilerini sessiz de olsa, sürekli bir ilgiyle gözetlediği düşüncesi kim bilir nasıl bir kendine güven veriyordu onlara. Oysa bizler, onların yeryüzünde inançsız, gurursuz, zevksiz ve korkusuz dolaşan zavallı torunları, kaçınılmaz sonun yüreğimizi sıkıştıran düşüncesinden başka, insanların mutluluğu için de, kendimizin mutluluğu için de büyük özverilerde bulunma yeteneğine sahip değiliz. Çünkü mutlu olmanın olanaksız olduğunu bildiğimiz için, atalarımızın, onların ne kadar güvenilmez, (ama ruhun insanlarla veya kaderle savaşında gerçek bir haz veriyordu onlara bu) hatta belirsiz olduklarını bilmeden bir yanlışlıktan ötekine kapıldıkları gibi biz de, kuşkuların ne kadar güvenilmez, hatta belirsiz olduğunu bile bile, gönül rahatlığıyla, bir kuşkudan ötekine kapılıyoruz...
Sayfa 220 - İletişim Yayınları
Reklam
Ve şimdi bu sıkıcı kalede sık sık geçmişi düşündüğümde soruyorum kendime: Kaderin önünde açtığı, beni sakin bir mutluluğun, huzurun beklediği o yoldan niçin gitmedim? Hayır, öyle bir hayat bana göre değildi! Ben bir korsan gemisinin güvertesinde doğmuş, büyümüş bir gemici gibiyim. Onun ruhu fırtınalara, çarpışmalara alışıktır ve kıyıya atıldığında, gölgeli koruluk ne kadar çekerse çeksin onu, dost güneş ne kadar gülümserse gülümsesin ona, canı sıkılır, acı çeker. Kumsalda dolaşır bütün gün, birbiri arkasından kıyıyı döven dalgaların tekdüze uğultusunu dinler, sisli enginlere bakar: Mavi derinlikleri gri bulutlardan ayıran o soluk çizgide, önce bir martının kanadına benzeyecek, ama sonra yavaş yavaş dalgaların köpükleri arasından sıyrılacak ve bu ıssız limana koşar adımlarla yaklaşacak olan umutla beklediği o yelken görünüyor mu diye...
Sayfa 212 - İletişim Yayınları
İnsanlar böyledir işte! Birbirinden farksızdırlar: Yapacağın kötü bir davranışı önceden bilirler, yardım ederler size, öğütler verirler, hatta başka bir çıkış yolu olmadığını düşünerek sizi onaylarlar, sonra da ellerini yıkayıp, işin tüm ağırlığını ve sorumluluğunu üzerine alan insandan nefretle uzaklaşırlar. Hepsi böyledir, en iyi yürekli, en zeki olanları bile!..
Sayfa 210 - İletişim Yayınları
"Bir daha kesinlikle görüşemeyeceğimize inanarak yazıyorum size bu mektubu. Bundan birkaç yıl önce senden ayrılırken de böyle düşünüyordum. Ama kader ikinci kez denemek istedi beni. Dayanamadım bu denemeye, alışık olduğum o tanıdık sese gene boyun eğdi güçsüz yüreğim... Bunun için küçümsemeyeceksin beni, değil mi? Bu veda mektubum olacak sana ve şunu bilmeni istiyorum: Seni sevdiğim günden bu yana kalbimde biriken her şeyi açıklamak zorundayım sana. Seni suçlamayacağım, herhangi bir erkeğin davranacağı biçimde davrandın bana karşı: Kendi malın gibi, her an değişen, yoklukları yaşamını sıkıcı ve tekdüze yapacak sevinçlerinin, endişelerinin, kederlerinin bir kaynağı gibi gördün beni. Daha başlangıçta anladım bunu... Ama mutsuzdun sen. Bir gün gelecek yaptığım fedakarlıkları, hiçbir koşula bağlı olmayan derin bağlılığımı, sevgimi anlayacaksın umuduyla her şeyimi verdim sana. O günlerden bu yana çok zaman geçti: Ruhunun her sırrını öğrendim... Ve sonra anladım ki, bu umudum boşunaymış. Büyük acılar çektim! Ama aşkım ruhumla bütünleşmişti. Onunla birlikte karardı, ama bütünüyle sönmedi. Sonsuza dek ayrılıyoruz artık. Ama şuna inanabilirsin, başka birini hiçbir zaman sevemeyeceğim: Kalbim her şeyini, gözyaşlarını, umutlarını seninle tüketti. Sana aşık olan bir kadın başka erkeklere küçümsemeden bakamaz. Onlardan iyi olduğun için değil. Yo, hayır! Ama senin kişiliğinde özel, yalnızca sana özgü bir şey, mağrur ve esrarlı bir şey var. Ne söylersen söyle, alt edilemez bir güç var sesinde. Hiç kimse senin gibi sürekli sevilmeyi isteyemez. Hiç kimsede kötülük böylesine çekici değildir. Hiç kimsenin bakışı öylesine mutluluk vermez karşısındakine. Kişisel üstünlüklerden hiç kimse senin gibi yararlanamaz. Ve hiç kimse senin gibi derinden mutsuz olamaz, çünkü herkes öyle olmadığına
Sayfa 207 - İletişim Yayınları
Yüzbaşı, "Eh, ne yazık ki isabet ettiremedin dostum Gruşnitski," dedi. "Şimdi sıra sende, geç bakalım yerine. Gel önce kucaklaşalım, bir daha görüşemeyeceğiz çünkü!" Kucaklaştılar. Yüzbaşı gülmemek için zor tutuyordu kendini. Gruşnitski'nin yüzüne kurnaz kurnaz bakarak ekledi: "Korkma, bu dünyada her şey boştur!.. Doğa saçmadır, kader aptal bir hindi, hayat ise beş para etmez!"
Sayfa 203 - İletişim Yayınları
Reklam