Emirhan

Ne olacak ki? Ölümse ölüm! Dünya için büyük bir kayıp sayılmaz benim yokluğum. Üstelik canım da sıkılıyor bu dünyada... Arabası henüz onu almaya gelmediği için baloda uyuklayan biri gibiyim. Ama artık hazır arabam... Hoşça kalın! Geçmişimi düşünüyorum ve ister istemez soruyorum kendime: Ne için yaşadım ben? Ne amaçla geldim bu dünyaya? Ya gerçekten bir amaç söz konusuysa ve gerçekten büyük şeyler yapmak için geldiysem dünyaya? Ruhumda sonsuz bir güç olduğunu hissediyorum çünkü... Ama anlayamadım ben buraya gelişimin nedenini, boş ve sıradan tutkulara kaptırdım kendimi, bu tutkularımın ocağından demir gibi sert ve soğuk çıktım, ama soylu istekleri, duyguları, yaşamın en güzel ışığını temelli yitirdim. O zamandan bu yana kaç kez kaderin elindeki balta rolü oynadım! Bir cellat baltası gibi, çoğu kez herhangi bir öfke duymadan, ama her zaman hiç acımadan indim idamlık insanların boynuna... Sevgim hiç kimseye mutluluk getirmedi. Çünkü sevdiğim insanlar için hiçbir özveride bulunmadım. Kendim için, kendi zevkim için sevdim onları. Onların duygularını, sevinçlerini, acılarını arsızca sömürerek kalbimin tuhaf bir gereksinimini giderdim. Ama hiçbir zaman doyuramadım kalbimi. Tıpkı, açlıktan bitkin düşmüş birinin uykuya dalınca rüyasında çok güzel yemekler, köpüren şaraplar görünce, hayal gücünün göksel hazlarını zevkle içine çekince kendini hafiflemiş hissettiği, ama uyanmasıyla birlikte her şeyin kaybolduğu, hayallerin uçup gittiği, geride yalnızca daha da güçlenmiş bir açlığın kaldığı gibi! Ayrıca, belki öleceğim de yarın!.. Beni tam olarak anlayabilmiş tek yaratık kalmayacak yeryüzünde. Bazıları olduğumdan kötü, bazıları iyi olduğumu düşünecekler... Bazıları "iyi bir insandı..." diyecekler. Bazıları ise "Aşağılığın tekiydi..." Ama ikisi de yanlış söylemiş olacak. Öyleyse
Sayfa 194 - İletişim Yayınları
Reklam
Kimi zaman küçümserim kendimi... Başkalarını da küçümsemem bundan mıdır acaba?.. Soylu çıkışlara olan yeteneğimi yitirdim. Kendime karşı gülünç duruma düşmekten korkuyorum.
Sayfa 184 - İletişim Yayınları
Puhahahah Cemre Demirel'in hocası bu adam gerçekten
Öte yandan Vera benden kıskanıyor küçük prensesi. Amma karıştırdım işleri! Bir kadın erkeğini elinden almaya çalışan kadına neler yapmaz! Hatırlıyorum, başka bir kadını sevdiğim için aşık olmuştu bana bir kadın. Kadın aklından çelişkili bir şey yoktur. Bir şeye inandırmak olanaksızdır kadınları. Kendi kendilerini inandıracak duruma getirmelisiniz onları. Ön yargılarını yok etme yöntemleri de çok ilginçtir. Onların diyalektiklerini anlayabilmek için kafanızdakileri ve okulda öğrendiğiniz tüm mantık yasalarını alt üst etmelisiniz. Sözgelimi, bir örnek: Bu adam beni seviyor, ama ben evliyim: Dolayısıyla sevmemeliyim onu. Kadın yöntemi: Onu sevmemem gerekiyor, çünkü evliyim, ama o seviyor beni, dolayısıyla... Önemli birkaç nokta vardır burada, çünkü mantığın söyleyebileceği bir şey söz konusu değildir artık. Daha çok dil, gözler, daha sonra da, varsa, kalp konuşur. Peki bu notlarım günün birinde bir kadının eline geçerse ne olacak? Nefretle haykıracaktır: "Hepsi iftira!" Şairler şiirler yazmaya, kadınlar da onların yazdıkları şiirleri okumaya başladıkları günden beri (bunun için yürekten minnettar olmalıyız kadınlara) evet, o günden bu yana kaç kez onların melek oldukları söylenmiştir şiirlerde ve onlar saflıklarından, (aynı şairlerin para için Neron'u yarı tanrı diye yücelttiklerini unutup) kaç kez inanmışlardır bu övgülere... Benim gibi, dünyadan onlardan başka bir şeyi sevemeyen, her şeyini, huzurunu, gururunu, hayatını... onlar için gözden çıkaran birinin kadınlardan böyle kötü söz etmesi gerekmezdi. Ama doğrudur, hiç öfkelenmeden, bunu bir gurur sorunu yapmadan, altında nelerin olduğunu yalnızca deneyimli bir bakışın görebildiği o büyülü örtüyü çekip almak istiyorum üzerlerinden. Hayır, onlar için söylediğim her şey Soğuk gözlemleri olan bir aklın Acılar çekmiş
Sayfa 179 - İletişim Yayınları
Katılıyorum
Büyük masada gençler yemek yiyorlardı. Gruşnitski de aralarındaydı. Ben salona girince hepsi sustu. Benden söz ettikleri belliydi. Birçoğu geçen balodan diş biliyorlardı bana. Özellikle de süvari yüzbaşısı... Besbelli, şimdi de Gruşnitski komutasında bana düşman bir çete oluşturuluyordu. Pek mağrur ve cesur bir görünümü vardı çünkü... Buna sevindim işte. Hristiyanlıktaki anlamında değil ama garip olsa da, düşmanlarımı severim ben. Eğlendirirler beni, kanımın akışını hızlandırırlar. Her zaman tetikte olmamı, her bakışı, her sözcüğün anlamını yakalamamı, karşımdakilerin niyetini sezinlememi, komploları çözmemi, aldanmış gibi yapıp sonra bir tekmede onların kurnazlık kalelerini, kötü niyetlerini darmadağın etmemi sağlarlar... Hayat diye buna derim ben işte.
Sayfa 173 - İletişim Yayınları
Edebiyat
Bir hüzün vardı içimde... "Dünyadaki tek görevim başkalarının umutlarını yıkmak mı yoksa benim?.." diye düşünüyordum. Kendimi bildim bileli, ben olmadan kimse ölemezmiş, umutsuzluğa düşemezmiş gibi, insanların dramlarının sonunda kader her zaman onların yanında bulundurdu beni! Beşinci perdenin vazgeçilmez kişisi oldum her zaman. İster istemez, zavallı cellat veya hain rolünü oynamak zorunda kaldım. Kaderimin amacı ne olabilir bunda? Belki de küçük burjuva trajedilerinin ve aile romanlarının yaratıcısı ya da sözgelimi, "okuma kitaplıkları" için öykü yazarlarına yardımcı olma görevi vermiştir bana... Ne bileyim?.. Büyük İskender ya da Byron gibi, daha başında yaşamlarına son vermeyi düşünen, sonra da dokuzuncu derece devlet görevinde bir ömür tüketen az mı insan vardır?
Sayfa 170 - İletişim Yayınları
Edebiyat