Emirhan

Asya Şaşaası
Asya şaşaası sözünden daha anlamsız bir şey bilmiyorum. Bu deyim Haçlı Seferleri sırasında çıkmış olmalı. Kalelerinin çıplak duvarlarını, meşe odunundan sandalyelerini bırakarak sefere katılan ve Doğu'nun kırmızı divanlarını, renk renk halılarını, kabzaları renkli taşla süslü hançerlerini görünce gözleri kamaşan yoksul şövalyelerin işidir bu. Bugün Asya yoksulluğundan, Asya ilkelliğinden söz edilebilir ancak. Şaşaa, hiç kuşkusuz, Avrupa'nın sahip olduğu bir şeydir artık, Pskov ilinin ilk taşra kasabasındaki küçük bir bakkal dükkanında bulabileceğiniz herhangi bir şeyi, Erzurum'da dünyanın parasını dökseniz satın alamazsınız.
Sayfa 72 - İş Bankası Kültür Yayınları
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Türk Tutsaklar
Erzurum'un sokakları dar ve eğri büğrü. Yapılar oldukça yüksek. Yollar kalabalık, dükkanlar kapalıydı. İki saat kadar dolaştıktan sonra ordugaha döndüğümde, tutsak Serasker'le dört paşanın da orada olduğunu öğrendim. Paşalardan biri, (korkunç derecede konuşkan, kuru bir ihtiyardı bu), bizim generallere hararetle bir şeyler anlatıyordu. Beni fraklı görünce kim olduğumu sordu. Puşçin, bana şair unvanını verdi. Paşa, elini göğsüne koyup temenna çıktı. Çevirmen yardımıyla şunları söyledi: "Bir şairle karşılaşmak her zaman hayırlıdır. Şair, dervişin kardeşidir. Onun ne vatanı vardır, ne de dünya nimetlerinde gözü. Biz zavallılar şan, iktidar ve para peşinde koşarken; o, yeryüzünün hükümdarlarıyla aynı sırada durur ve herkes onun karşısında eğilir."
Sayfa 69 - İş Bankası Kültür Yayınları
Tutsak Paşa
Ordumuz bir gün önce ele geçirilen Türk ordugah bölgesindeydi. Kont Paskeviç'in çadırıyla, Kazaklara tutsak düşen Türk paşasının yeşil çadırı yan yanaydı. Paşayı görmeye gittim. Paşa bağdaş kurup oturmuş, çubuğunu tüttürüyordu. Kırk yaşlarında gösteriyordu. Güzel yüzünde derin bir sükunet ve azamet ifadesi vardı. Teslim olduğunda kendisine soru sorulmamasını, bir fincan kahve getirilmesini rica etmişti.
Sayfa 62 - İş Bankası Kültür Yayınları
Atım yolda yanlamasına uzanmış yatan genç bir Türk'ün cesedi önünde durdu. On sekiz yaşlarında bir delikanlıydı bu. Bir kızınkini andıran solgun yüzü henüz tazeliğini yitirmemişti. Sarığı tozlar içinde yatıyordu. Tıraşlı ensesinde bir kurşun yarası vardı.
Sayfa 57 - İş Bankası Kültür Yayınları
Bir ırk hiç mi değişmez?
Kılavuzum bir Türk delikanlısıydı. Korkunç geveze bir şeydi bu. Yol boyunca çenesi durmadı. Hem de anlayıp anlamadığıma aldırış etmeden Türkçe konuşuyordu. Bütün dikkatimi toplamış, onu anlamaya çalışıyordum. Rusları hep üniformalı görmeye alıştığı için beni yabancı sanıyor, veryansın ediyordu Rus gavuruna.
Sayfa 42 - İş Bankası Kültür Yayınları