Semavi dünyadan küçük çocuklar
Onu alıp nereye götürüyorlar?
Kim bilir? Erişilemezdir kalbin derinliği
Delikanlı özgür hayaller kurmada,
Gökyüzünde rüzgâr misali…
Orlik:
Biliyoruz biz
Efsanevi bir zengin olduğunu senin.
Dikanka’da gizlediğin hazinenin
Bir tane olmadığını biliyoruz.
İdamın az sonra gerçekleştirilecek;
Mal varlığın tamamen geçecek
Ordu hazinesine -Böyle der yasa.
Şimdi bildiriyorum sana
Son görevini: Açıkla hadi,
Nereye gizledin hazineni?
Koçubey:
Evet, yanılmadınız: Bu hayatta benim
Üç hazinem vardı bana avuntu veren.
Birinci hazinem şerefimdi,
İşkence koparıp aldı onu benden;
İkincisi bir daha geri gelmeyecek olan,
Namusuydu benim sevgili kızımın.
Ve gece gündüz üzerine titremiştim:
Mazepa çaldı bu hazinemi benden.
Ama sakladım son hazinemi.
Üçüncü hazinem: Kutsal öcümdü.
Tanrı’ya götürmeye hazırlanıyorum onu.
Neye acıyacağım? Sen bilseydin,
Gözlerimde bir canlandırabilseydin
Boğucu kentlerin tutsaklığını!
Orada duvarların ardına yığılı insanlar
Ne sabahın serinliğini solurlar,
Ne de çayırların bahar kokularını;
Düşünceler kovulur, çekinirler aşktan,
Mal gibi satarlar kendi özgürlüklerini,
Putların önünde baş eğip, onlardan
Para ve zincir dilenir tekmili.
Neleri mi geride bıraktım?
Ön yargıları, ihanet heyecanlarını,
Baskılarını çılgın kalabalığın
Ya da şaşalı yüzkarası bir alçaklığı.
“Kimsin sen, yılan? Ayartıcı şarkısı, gözleri,
Yakışıklılığı ve ışıltısına bakarak ben,
Havva Anamızı gizemli ağaca çekmeyi
Ve orada zavallının günaha girmesini
Becerenin kim olduğunu anlarım hemen.
Toy bir kızı mahvettin sen,
Onunla birlikte tüm Âdem soyunu ve bizleri…
Boğulduk belalar deryasında istemeden.
Utanmadın mı hiç kendinden?”
“Rahipler kandırmış sizi,
Havva’yı mahvetmedim, kurtardım!”
“Kurtardın mı? Peki, kimden?”
“Göklerin Kralından.”
“Tehlikeli düşman!..”
“Âşık oldu o…”
“Bana bak, sakın ha!”
“Onun için yanıp tutuşuyordu.”
“Kes sesini!”
“Tutkulu bir aşkla,
Korkunç bir tehlike altındaydı o.”
“Yılan, yalan söylüyorsun!”
“Yemin ederim!”