Lunaparklardaki atlıkarıncaları düşün! Oradaki atları. Sonsuza dek kovalarlar birbirlerini ve ne menzile ne de birbirlerine yetişebilirler. Biz de öyleyiz sevgilim! Dağ, dağa kavuşur / biz seninle kavuşamayız! Bizim zelzelemiz bu! Hiç olmazsa biraz U2 yanımız kalmış!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Hep ağlıyorum nâzım amca. Seni düşünüyorum. Hep seni düşünüyorum. Döndüğünü düşünüyorum. Bir kaptan seni çınarlı, kubbeli mavi limana çıkarıyor, koltuğunun altında onurlu hayatının seyir defteri. Müthiş ağlıyorum.
Hayat bir geçiştir ve başında sonunda boşluk vardır. Bu iki boşluk noktası arasına temelsiz bir anlam katmaya çalışmak, anlamı boşlukta havada tutmaya çalışmak elbette saçmadır. Bu geçişin ne olduğunun değerlendirilmesi belki de karşı safların iknaya çalıştıkları mentalitenin çökmesi demek olacaktır. Nietzsche’yi unutmak mümkün mü: ‘Uçmayı öğretemeyeceğiniz kuşa bari düşmeyi öğretin!’ diyor. Katlanılmaz bir işkenceyle trajedileri sürdüren bu yaratıcı insanların yalnızca keyif için değil, yalnızca bir narkoz durumu için uyuşturucu kullandıkları savlanabilir belki de. Radiohead’in Airbag (hava yastığı), Paranoid Android, The Tourist, Climbing Up The Walls (Duvarlara Tırmanış) adlı parçalarının adları bile bu yoğun bunaltının bu sitoplazmadan kurtulamayan özerk organellerin, kuyuya düşüp oraya sıkıştığını fark eden bir çocuğun bağırmak çağırmak yerine durumunu, bunun niye gerçekleştiğini oturup düşünmesi ve dile getirmesi değil midir?! Oğuz Atay, ‘Sizin de mi özgürlüğününüz bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde bitiyor. Özgürlük, bir başka insanın özgürlüğüne (yani özgür olduğunu tasarlayarak saçmalamasına) müdahale edebilmektir.’ diyor. Parantezi ben koydum. Saldırganlığını sözlerine yediren, itirazını vokaline imtinayla tatbik eden ve mekanikleştiğini, mekanizmalar arasına sıkıştığını ve bu yüzden canının yandığını söyleyen bir grup Radiohead. ‘Exit Music’, ‘İdioteque’ bu saptama için bana göre yeterli kanıtlardır. Her şeyin doğru yerde olduğunu söyleyebilecek kadar cesur ve optimist olan, ama bunu ironik ihmal etmeden sağlam anlamlarla, anlam kaydırılmalarıyla söyleyebilen kaç grup kaldı?! Minimalist beyinlerin ezgiyi gözardı etmediğini varsayacak olursak, Radiohead’in bir nevi Türkiye imitasyonu sayılabilecek, benim için de önemli olan Düş Sokağı Sakinleri’nin