Franklinia

Tersine Cinsiyet !!!
Puan vermedi·125 syf.··
2026 26. kitabı
Orhan Kemal'in Tersine Dünya adlı eserini okurken ilk başlarda biraz zorlandım. Açıkçası kadın ve erkek rollerinin tamamen tersine çevrildiği dünyayı kafamda oturtmak kolay olmadı. Alıştığımız toplumsal düzenin tam tersi bir kurgu olduğu için olaylara adapte olmam biraz zaman aldı. Ancak sayfalar ilerledikçe yazarın vermek istediği mesaj daha net anlaşılmaya başladı. Kitap genellikle kadın-erkek eşitliği üzerinden değerlendirilse de ben eserin asıl meselesinin cinsiyetlerden çok, yanlış ve kötü davranışların toplum tarafından normal kabul edilmesi olduğunu düşünüyorum. Sorun kadın ya da erkek olmak değil; güç sahibi olanın karşısındakini ezmesini, değersizleştirmesini veya haksızlık yapmasını olağan görmek. Orhan Kemal de bunu gösterebilmek için rolleri tersine çevirerek okuyucuyu alışılmış kalıpların dışına çıkarmayı başarıyor. Elbette toplumumuzda hâlâ ataerkil bir düzenin etkileri bulunuyor. Buna rağmen bu konuda tamamen karamsar değilim. Geçmişle kıyaslandığında kadınların sosyal hayatta, iş hayatında ve aile içerisinde daha görünür ve etkin bir konuma geldiğini düşünüyorum. Ayrıca kadınları yalnızca bir zevk unsuru olarak değil, bir birey olarak gören insanların da varlığı bana umut veriyor. Bu nedenle kitabı okurken verilen mesajları günümüz şartlarıyla birlikte değerlendirmeye çalıştım. Orhan Kemal'in sade ve akıcı dili kitabın en güçlü yönlerinden biri. Ağır bir anlatım yerine günlük yaşamın içinden gelen samimi bir üslup kullanmış. Bu da kitabın hem düşündürücü hem de keyifli bir şekilde okunmasını sağlıyor. Sonuç olarak Tersine Dünya, bana farklı bir bakış açısı kazandıran ve üzerinde düşünmemi sağlayan bir eser oldu. Başlangıçta alışmakta zorlandığım kurgusuna rağmen, verdiği mesajlar ve toplumsal eleştirisi sayesinde benim için güzel bir okuma deneyimi
Tersine DünyaOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20214,064 okunma
Reklam
İdare eder cinsten
Puan vermedi·600 syf.··
2026 25. kitabı
·
37 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 11:37
Kitap akıcı, bir bölüm bitince "bir tane daha okuyayım" diyorsun. Özellikle Can Manay karakteri çok ilginçti. İlginç demek ne derece doğru bilemedim... Sapık, takıntılı, fazla abartılmış bir karakter. Bir yandan sinir oluyorsun, bir yandan da ne yapacağını merak edip okumaya devam ediyorsun. Bazı yerlerde karakterler bana fazla abartılı geldi. Gerçek hayatta böyle insanlar var mı diye düşündüğüm oldu, "Yok artık, bu tip insan var mı?" deyip güldüm. Özellikle bazı olaylar biraz fazla tesadüfe bağlanmış gibiydi. Bir de ara sıra yazarın verdiği uzun psikolojik ve felsefi anlatımlar hikâyenin hızını düşürüyor. Tam olayın içine girmişken bir bakıyorsun, birkaç sayfa boyunca karakterlerin düşüncelerini okuyorsun. Yine de kitabın sevdiğim tarafı, insan psikolojisini iyi işlemesi oldu. Herkesin dışarıdan göründüğü gibi olmadığını, insanların içinde bambaşka savaşlar verdiğini güzel anlatıyor. Aşk, hırs, kıskançlık ve takıntı gibi duyguların insanı nasıl değiştirebildiğini net bir şekilde gösteriyor. Kitabı çok severek okumayı tercih ederdim ama sıradan bir okuma oldu. Karakterleri benimseyemeyince, gerçek hayatta var olamayacak kadar mükemmel anlatılınca kitabın içine giremedim. Popüler kültürün ve sanırım dizisinde yer alan oyuncuların etkisiyle ünlenmiş, hiç etki bırakamayacak kadar basit bir kitap; kafa dağıtmalık... Psikolojik yönü ağır basan, biraz entrika, biraz da aşk içeren kitapları seven biriysen şans verilebilir. Devamını okur muyum bilemedim. Belki bir gün, sadece okumak ve vakit geçirmek istersem alırım elime.
FiAkilah Azra Kohen · Destek Yayınları · 201421,4bin okunma
Birlikte Daha Güçlüyüz
Puan vermedi·538 syf.··
2026 24. kitabı
·
32 günde okudu
·
Okunma: 20 Mayıs 2026 22:25
Kurtlarla Koşan Kadınlar okuma serüvenime damga vuran kitaplardan biri oldu. Ama şunu en başta söylemeliyim ki, okuma alışkanlığına yeni başlayanlar için çok uygun bir kitap olduğunu düşünmüyorum. Kitabın adı oldukça çekici ve merak uyandırıcı olsa da, bu sizi yanıltmasın. İçeriği oldukça yoğun, sembollerle ve psikolojik çözümlemelerle dolu. Eğer bu konulara dair bir altyapınız yoksa kitaptan sıkılabilir, hatta okumaktan soğuyabilirsiniz. Ben bu kitabı çok uzun bir zamana yayarak okudum. Hatta bazı bölümleri birkaç kez dönüp tekrar okumak zorunda kaldım. Zaman zaman zorlandım ama kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey kesinlikle "İyi ki okumuşum" oldu. Kitap bana bir kez daha kadınların ne kadar güçlü varlıklar olduğunu hatırlattı. Tarih boyunca, toplum tarafından ve hatta bazen kendi çevreleri tarafından bu gücün bastırılmaya çalışıldığını görüyoruz. Belki de kitabın bende en çok iz bırakan tarafı buydu. Bir kadın olarak, hemcinslerimin birbirlerine destek olmak ve dayanışmak yerine zaman zaman birbirlerini aşağı çekmeye çalışmalarını hiçbir zaman anlayamıyorum, sanırım anlayamayacağım da. Oysa bizler birbirimizi güçlendirdiğimizde çok daha güçlü olabiliriz. Bir kadının kendini bastırmasına, susturmasına ya da değersiz hissettirilmesine izin veren her düzene karşı birlikte durabilmeliyiz. Bu kitap bana sadece bireysel olarak kendimi değil, kadınlar arasındaki dayanışmanın önemini de yeniden düşündürdü. Kısacası Kurtlarla Koşan Kadınlar, kolay okunan bir kitap değil. Sabır isteyen, üzerine düşünülmesi gereken bir eser. Ama bana kattıkları ve düşündürdükleri açısından dönüp baktığımda, iyi ki hayatıma girmiş dediğim kitaplardan biri.
Kurtlarla Koşan KadınlarClarissa P. Estes · Ayrıntı Yayınları · 202110,7bin okunma
GÜN GELİR...
Puan vermedi·608 syf.··
2026 23. kitabı
·
14 günde okudu
·
Okunma: 19 Nisan 2026 17:46
Kitabı 1000Kitap’ta yapılan tavsiyeler üzerine aldım ve bu, yazardan okuduğum ilk kitaptı. Defalarca başlayıp giriş kısmını geçemeden yarım bıraktım; fakat sonunda azmedip bitirdim. Nazan Bekiroğlu’nun derin ve yoğun dili zaman zaman beni yordu. Genel olarak sevdim, ufkumu açan bir kitap oldu. Hikâye, Hristiyanlık öncesi Roma döneminde geçiyor ve “Yedi Uyurlar” olarak bilinen olayı öncesi ve sonrasıyla ele alıyor. Yazar, bu yedi insanın hikâyesi üzerinden farklı konulara da değiniyor. Kitap sayesinde Roma tarihi ve Hristiyanlığın başlangıcı hakkında yeni bilgiler edindim; özellikle o dönemin cehaleti dikkatimi çekti. Roma İmparatorluğu’nun Hristiyanlara karşı en büyük zulmünün başladığı dönemde, çok tanrılı inançlarını terk edip Nasıralı İsa’ya gönül vermiş yedi kişinin yolu, Kehribar adlı bir köpek sayesinde kesişir. Roma’dan kaçıp bir mağaraya sığınırlar ve burada uykuya dalarlar. Uyandıklarında ise 309 yıl geçmiştir. Artık Roma Hristiyan’dır; kimse onları öldürmek istemez, tapınakların yerini kiliseler almıştır. Değişmeyen tek şey ise yine zalimlik ve zalimlerdir. Beni en çok etkileyen kısım, uyandıktan sonraki bölümler oldu. Roma hâlâ Roma’ydı ama her şey bambaşkaydı. Ceplerindeki paranın değeri kalmamış, insanların inandığı tanrılar yok olmuştu. Adaleti, hakkı ve barışı müjdeleyen İsa’nın dinine inanılıyordu ama görünen gerçeklik çok farklıydı. Anlatılanlarla yaşananlar arasında ciddi bir uçurum vardı. Bu noktada şunu düşünmeden edemedim: Bugün uyusak ve yüzyıllar sonra uyansak nasıl bir dünyayla karşılaşırdık? Uğruna her şeyimizi harcadığımız paranın, gücün, körü körüne bağlandığımız düşüncelerin hiçbir anlamı kalmayacaktı belki de. Konusu oldukça etkileyici, doyurucu ve ilgi çekiciydi. Ancak uzun betimlemeler okuma sürecini zorlaştırdı. Bu kitap sayesinde
Kehribar GeçidiNazan Bekiroğlu · Timaş Yayınları · 20213,559 okunma
Kim Bu Toplum ‘Sen,Ben,O’ Yani Biz
8/10
·110 syf.··
2026 22. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2026 18:47
“Bugün annem öldü. Belki de dün, bilmiyorum.” cümlesi beni oldukça şaşırttı. Bir insan annesini kaybettiğinde bu kadar tepkisiz olabilir mi diye düşündüm. Doğal olarak baş karakter Meursault’yu hemen yargıladım. Çünkü insan, annesini kaybettiğinde hayatında büyük bir boşluk oluşmasını bekler; oysa onun sinemaya gitmesi ya da denize girmesi bana oldukça garip geldi. Olaylar ilerledikçe Meursault’nun bir kavga sonucunda birini öldürmesi, hikâyenin dönüm noktası oluyor. Ancak beni asıl etkileyen şey bu olaydan sonra da neredeyse hiçbir şey olmamış gibi davranmasıydı. Hapse girdiğinde avukat istememesi ya da papazla konuşmayı reddetmesi, onun hayata karşı ne kadar kayıtsız olduğunu, hatta belki de yaşamı çok anlamlı bulmadığını düşündürdü. Mahkeme sahnelerine gelindiğinde ise dikkatimi çeken daha çarpıcı bir durum vardı: Sanki Meursault’nun asıl suçu bir insanı öldürmesi değil, annesinin ölümüne karşı duyarsız kalmasıydı. Çevresindeki insanlar, onun işlediği suçtan çok duygusuzluğunu ve toplumun alışılmış tepkilerini göstermemesini yargılıyor gibiydi. Bana göre kitabın en can alıcı noktası da tam olarak burada ortaya çıkıyor. Albert Camus, toplumun insanlardan belirli duyguları ve davranışları göstermesini beklediğini; bu beklentiye uymayan bireylerin ise “yabancı” olarak etiketlendiğini çok net bir şekilde gösteriyor. Bu yüzden Meursault sadece bir karakter değil, aynı zamanda toplumla uyumsuz kalan bireyin bir temsiline dönüşüyor. Öldürme eylemini savunuyor değilim ama çoğunluğun birleştiği konularda eğer karşı tarafta yer alıyorsanız, adeta yandınız demektir. Çünkü o noktadan sonra sizden beklenen şey bellidir; onlar gibi konuşmalı, onlar gibi yemeli, içmeli, hatta onlar gibi düşünmelisiniz. Evet, kitabın ilk cümlesinin anlamı çok ağır. Ama herkes acısını aynı
YabancıAlbert Camus · Can Yayınları · 2025137,1bin okunma
Reklam