“… Deniz kıyılarında birtakım süprüntülere rastlanır. Ot mudur, yosun mudur, yani karaya mı aittir, yoksa denize mi, kestirilemez. Dalga, onları alır, sonra tekrar dışarı atar; gene alır, geri getirir; fakat en sonunda getirmez. İnsanların da böyle köklerinden kopmuş bir süprüntü kısmı vardır ki, iki alem arasında uzun müddet bocalar: Muvazenesizler..... yahut sadece talihsizler…”
...Yorulana dek ağladı o gün. Sonra balkona çıktı. Otelin önünden geçen çift yönlü yolu, ötesindeki inişli çıkışlı yemyeşil çayırı ve karşıda yükselen dağları izledi ıslak bakışlarla. Karanlık, puslu, olanca hüznüyle sönüyordu gün. Onun için yolun bittiği yerdi bu oda...
...Bomboş kesimhanede son kesim. Gözlerini ilk kez adamın gözlerine dikiyor, gözleriyle konuşuyor; ona söyleyecek sözü yok. Yıllardır içine işleyen sızıyı sonsuza dek dindirecek, babasının etinin, bir daha etine değmeyeceğinden emin olana dek bekleyecek...