Renk, gözlerini kısarak baktı Özgür'e ve sordu:
"Sen aşk acısı çektin mi?"
Özgür, gülümsedi:
"Derin sorular bunlar, şıp diye yanıtlanamaz. Yalnızca aşk mı hırpalar insanı sanıyorsun; aşksızlık da beter bir şeydir."
... Sararmış otları giyinmiş çayırın üstünü örtmüştü boğucu sıcak, kokuyu kızıştırıp duruyordu, rüzgârsa sıcak soluğuyla öteye beriye üflüyor, her yana sıvıyordu tavuk çiftliğinin katlanılamaz gübre kokusunu. Sıcak, rüzgâr ve koku, çayırın gerçek sahipleri. Kokunun ortasında bir oğlan çocuğu, on iki yaşında. Çardağın altındaki tahta masada oturuyor. Masanın üstünde bir tabak bisküvi, bir su bardağı kola. Dönüp de babasının yüzüne bakmıyor, bakışları önünde duran tabakta. Küçük bir çocuk gibi kemirerek yiyor bisküvileri. Bisküvilere mi kızgın, başka bir şeye mi?